10 Ocak 2015 Cumartesi

Ruhlarımızı kaybetmeye başlamıştık sadece


''Duygu sömürüsü yapma bana! Zor bir dönemden geçiyorum hepsi bu, dramatize etmenin gereği yok! '' dedi şaşkınca, söylediklerime anlam veremeyerek.   

Gözlerimi kaçırdım, çünkü insan denilen varlık en istemediği zamanlarda duygularını onlara yansıtma vasfına sahip. Dolu dolu oldular bir anda, çenem titremeye başladı, yüzüm kaydı.

''Lanet olsun! Bok var çünkü hemen ağlıyorum?!''

Planlansa bu kadar başarılı olamazdım.

İçten gelen duyguların kontrolü ne kadar da zor kimi zaman, tutmaya çalıştıkça daha da beter çıkmak istiyorlar dışarı. Sesimi yükseltmemeye özen gösterdim. Kalbi kırık olan bendim, saygımı sonuna kadar korumalıydım. Cevap vermeye çalıştı, kendi açısından haklıydı. Fakat ya benim açım? Böyle konuşmaları yapmak dört yıl boyunca hep bana düşmüştü. Hep kırılan ben miydim? ya da bu kadar önemseyen en yakınımdakileri?

Ya insanlar yeterince cesur değildiler, içindekileri karşı tarafla paylaşmaya ya da bunların hepsi birer kurguydu. Zihnimin beni yanıltığı şizofren kurgular.

''Derse geç kalıyorum'' dedim, ''benim de servisim kaçtı zaten'' dedi.

Yüzüne bakmadan yürüdüm, arkamdan bakmaya devam etti. Belki de hayat böyleydi, biz de diğerleri gibi ruhlarımızı kaybetmeye başlamıştık sadece. Hissiz, duygusuz, hiçbir şey umrumuzda değilmiş gibi davranıp, basitliği benimsemenin kolaylığına sığınmayı tercih eder olmuştuk.