15 Aralık 2018 Cumartesi

Gecenin içinde yalnızlığımla


Bazen tonla hayat yaşamış gibi hissediyorum. Şuncacık hayatımda yaşadığım bazı şeyleri hatırlayamazken bu kadar "dolu" hissetmek garip geliyor açıkçası. Sanki içimdeki her boşluğa evrenin çeşitli yerlerinden anılar sızmış, ben de onları kendiminkilerden ayıramıyormuşum gibi... 

24 Kasım 2018 Cumartesi

Gömün bugün beni!

Yüreğinize gömün beni bugün. Evrenin bütün güzelliklerini kutsayan yüzümü gömün yüreğinize. Yorgunum kırık dökük kelimelerle konuşmaktan. Yorgunum boş yüzeylere dolu kelimeler yazmaktan. Usandım kendini tekrarlayan başlangıçlardan. Bıktım kabuslardan, bıktım gerçeklerden, bıktım bayılıp kalmaktan ve acaba sayacına bakmaktan. "Bir uyusam bir daha uyanmasam" dediğim günler gitmiyor artık benden, gömün beni bugün yüreğinize...

13 Ekim 2018 Cumartesi

Mevsimsiz kalmak


Beklemek, artık güneşin ışığını gözlerimden yitirmişken, tanıdık acılara bırakmışken nefesimin sayılarını; beklemek sadece nefes alarak, zamanın mucizesini bekleme. Ne güneş doğacak artık, ne gözlerim kırpışacak heyecanla. Şimdi yalnızım isimsiz, dayanaksız, beklentisiz bekleyişlerimde. Gitmek bir vazgeçişse, vazgeçiş suskunluksa bu bir yanılgı. Kolay anlatılmazdı zaten kendine bile anlatamıyorsan mevsimlerini. Mevsimsiz kalmak, karanlıkta ışıksız beklemek imiş, kendi çaresizliğine zamanı yaslamak imiş dayanak diye. Tüketmiyorum kelimeleri henüz gitmemişken limanlarından, kelimelerle barışmayı bekliyorum çaresizce…  

5 Eylül 2018 Çarşamba

Anlayamadım

Evet aynı zamanda yaşlandığımı biliyorum. Öyle çok yoruldum ki, öyle çok hırpalandım ki ne yazmaya ne de birileriyle paylaşmaya mecalim kaldı. İki günden beri birden bire uyanıyorum geceleri, kabus desem değil karabasan desem değil anlayamadım. İşin garibi hatırlamıyorum da ne olduğunu. Dün sabah -sakarlığım üstümde ya- merdivenlerden yuvarlandım. Evet tam anlamıyla düşmekti benim bulunmuş olduğum pozisyon. Bir şey olmasın diye parmaklıklara tutundum ama aşağıya kadar sürüklenince bu sefer avcumun içi yandı. Geçen hafta da düşmüştüm merdivenlerde... Hadi bakalım üçüncüsünde uçaktan düşmesem bari, gider ayak...

25 Ağustos 2018 Cumartesi

Yavaş yavaş açıkla her şeyi


Yine boşluğa düştü, kendini ispat şansı bulamaması bir kenara işe yaramazlık duygusu yine bütün benliğini kapladı. Ama kararını vermişti, küçük hesaplarıyla yalnızlığını bir süre de bastırabilecek, hem de bir işe yarayacaktı. Hızla yürüdü...

11 Ağustos 2018 Cumartesi

Sonsuz bir grilik

Siz sorunun kaynağını adınız gibi bilirken malumu beklediniz mi? Ben biraz öyle yaptım. 

20 Temmuz 2018 Cuma

Bir kere de o yazsın

"Sus, biraz daha..." dedi kendine. Uzun süre konuşmayınca bir süre asıl sesine ulaşamamak gerçekten olan bir şey miydi sahi? Halbuki istemsiz denemişti bunu defalarca, kendi kendine söylenmeseydi belki ulaşabilirdi o eşiğe. Konuştukça eline ne geçmişti ki o güne kadar? Terazide kesinlikle eksileri ağır basardı konuşmasının. Rezillik çıkarmaktan başka işe yaramıyor diye düşündü. Bazen daha dramatik bir hayat istiyordu, belki de ilgi istemesinin bir sonucuydu. Mesela dilsiz olsaydı insanlar onunla iletişim kurmayı daha çok ister miydi? Hem sevmediği sesine asla katlanmaz, zevkle yazı dilinden ilerleyebilirdi, zira söylediği anda pişman olduklarından çok bıkmıştı. Bazen arkadaş sanrılarına paragraflarca yazı yazardı, ikisine dair aklında ne düşünce varsa dökerdi ortaya, sonunda elbet bir gelecek korkusu ve soru olurdu "biz ilerde nasıl şeyler yaparız?" tadında. Sonra silerdi elbet. Ne zaman geleceği düşünse, dünden bugüne yitirdikleri gelirdi aklına. Yarına dair nice soru yöneltilen bugüne kadar bile gelememişti. "Sahi neden?" dedi. O kadar büyük bir zehir mi saçıyordu etrafa? Yalnızlık hissini başlatan ilk şımarıklığı idi aslında. Herkese her mutlu anında yazıp, her mutsuz anlarında teselli vermeden, "Bir kere de o yazsın."a geçtiği gün kaybetmişti aslında. O mesaj asla gelmemişti. Hala da gelmiyordu. Yitip giden sanrılarının ardından az ağlamadı, şımarıklık hakkını da feragat ettiği tüm güzel şeylerle beraber rafa kaldırdı. Sessizliği huzur sandı, yok olmaktan korkmasına rağmen kendini yokluğa en yakın konuma koydu ve malum olanı beklemeye başladı.

26 Haziran 2018 Salı

Her şeyin bir kaçışı var değil mi?


Her şeyin bir kaçışı var değil mi hayatta? Sabah sadece kaçmak istedim, rüyalarımdan da gerçeklerimden de neyden olduğunu düşünmeden sadece kaçmak. Aşklardan, sevdalardan, insanlardan, yaşamdan, düşlerden. Hep bir kaçış vardır... Sen de çok yaparsın bu kaçışı... Düşlerini bırakırsın bir yerlere şimdi sırası değil dersin... Sevdalarını aşklarını bırakırsın beklemeye, senin daha önemli işlerin(!) vardır çünkü...

14 Haziran 2018 Perşembe

Yokluğunu rüzgara bıraktım…


Denizlerim kurusa da, yağmurlarım yağmasa da, ormanlarım çöle dönse de gülüşün okşarken ruhumu hiçbir şeyi umursamıyorum.. Senin yokluğunda kabarıyor denizlerim, artıyor gelgitlerim, öfkem dinmeyen kasırgaya dönüyor, üçe ayrılıyorum sanki ruhum bir yana yüreğim bir yana bedenim bir kıyıya savruluyor yokluğunun kasırgasında. Hiçbir şey avutmuyor beni, yokluğunda. 

Yokluğunu rüzgara bıraktım, savruluyorum. 

9 Haziran 2018 Cumartesi

Silkelen ve kendine gel!

Silkelen ve kendine gel! Olmaz ki böyle, tüm gün bir yatağın içinde. Hayattan kaçmak da ne diye? Küçükken daha, derin parlak, gözlerin kaybetmemişken henüz ışığını, karışmalısın hayata! Oturup bir kafede, insanları izlemelisin, gelecek planlarından bahsetmelisin. Göstermelisin onlara nasıl da güçlü olabileceğini. Zekisin çünkü, akıllısın, yeteneklisin, güvenmelisin kendine, o kadar güvenmelisin ki inandırmalısın etrafındaki o tüm boşboğazları yapabileceğine.

20 Mayıs 2018 Pazar

Farkına varışlar acıdır

Hayaller güzeldir, hayaller değerli. Hayatına dair kararları özgürce ve dilediğince veremeyen insanlar özellikle hayallere değer verir, mesela ben. Umut güzel bir kavram, kişiyi yaşama bağlıyor; zorluklara göğüs germesini sağlıyor. "Keşke" ve "acaba"lardan uzak yaşatıyor kişiyi ve bu güzel bir şey. Ama biliyorum bir şeyler ters gidiyor, nefes bilinci gibi bir bakıma. Hani aslında kimsenin normal nefes alışını bilmezsiniz ama uyuyor taklidi yapan kişinin "fazla düzenli" nefes alışı fark edilir ya, o misal. Bir şeyler ters, bir şeyler örtülü. Farkına varışlar acı, beklemek yorucu. 

11 Mayıs 2018 Cuma

Yaşıyorum ya işte!

Her gün çeşitli heyecanlara uyanıyoruz; mutluluklara, hüzünlere, iyiye, kötüye... Bugün karanlığa uyandım ben, kayıplara. Düşüncelerimi toplayamayacak kadar geç oldu evet biliyorum. Yazıya dökemeyecek kadar yoğundu çünkü düşüncelerim tüm gün. Sen de bil diye yazmıyorum ya bunu, neyse. Gündüz düşlerim olmaya başladı, sevinmeli miyim ey dost? Karanlığa yatıp aydınlıkta mı görmem lazım gerçekten her şeyi? Ya da sorgulamalı mıyım gerçekten böyle? Doğru yoldu, işaretti derken durmalı mıyım gerçekten? Bilmiyorum, aslına bakarsan belki de, umursamıyorum. Yaşıyorum ya işte istemesem de, herkes sadece bunu önemsemiyor mu zaten, yeterli bu kadarı.

11 Nisan 2018 Çarşamba

Niye doğdum ben?


Umut garip bir kavram. Kişiyi yaşama bağlıyor, zorluklara göğüs germesini sağlıyor; ama yıkılınca da en büyük darbeyi o vuruyor. Tatlı tatlı umutlarım vardı bu yaşımdan. Neyse. Umut etmeyin çok, umut kötü bir şey. Güzel şeyler hayal de etmeyin, hayat öyle bir şey değil. Ha bir de sevmeyin, sevilmeyince çok koyuyor. 

7 Nisan 2018 Cumartesi

"Neden?" ağır bir sorudur

Bir "Neden?" sorusu altında ezilmiş kalmış derken bir şey yapamaz olmuş, hiçbir şeye zamanı olmayan ama aslında hiçbir şey de yapmayan bir yaşam formuna dönüştüm. Konuşamadıkça yazıyorum, yazamadıkça dinliyorum, dinleyemedikçe ağlıyorum artık... Öyle.

24 Mart 2018 Cumartesi

Uykular haram bana



Bu gecenin belirtileri olan ay ve yıldızlar nerede? Kim aldı onları, neden her yer karanlık, şu hızlı hızlı yağan yağmur hiç durmayacak mı? Hem neden damlaların yere düşüşünün sesi duyulmuyor? Niye herkes sessiz, niye kimse konuşmuyor? Sanırım delireceğim. Sessizlik tıkır tıkır ediyor beynimde, garipten sesler gelir gibi oluyor kulağıma, donuyorum, tir tir titriyorum.   

10 Mart 2018 Cumartesi

Gruplandırılmak acı şey

Anonim kimliklerle bir yerlerde bulunmak güzel şey, önyargılardan kaçmak tek neden. Hala bazen, ön yargılardan arınmış bir şekilde insanlarla konuşmak isterim. Ama zamanın da etkisi ile olası "hayır"ın ağırlığından pasif bir insan oldum. Ben tekrar çocuk olmak istiyorum, insanları yargılamadan konuşabilmek. Bakınız, doğduğunuz anda gruplandırıldınız, hatta doğmadan bazı konularda. İsminiz, cinsiyetiniz, bir bakıma dininiz, mensup olacağınız kesim, olabileceğinizin sınırları hep çizilmiş. İnsanlar sizi gördüklerinde bunların üstüne boyunuz, kilonuz, saç rengi ve şekliniz ve göz renginizi de ekliyor hatta kimi durumlarda isim ve soy isim bile sizin hakkınızda düşünceleri değiştiriyor. Bir fırsat varken gruplandırılmamanın, bunu kullanmak ve özgürce düşüncelerimi belirtmek istedim; o yüzden isim resim yoktu. İnsanı insan yapan, duyguları konuşmak tercihim. İsim/cisim sen istemesen de yön verir ki duygularına. En basitinden sende olmasa karşıdakinin tavrı senin "önceden belirlenmiş" özelliklerine bağlı; senin tavrın da onların tavrına. 

15 Şubat 2018 Perşembe

Susmak en büyük yalnızlık


Hiç sevmedim suskunlukları ama susmak zamanıdır şimdi.
Bazı şeyler var ki, dillenmiyor, söylenmiyor, söylenemiyor.
Sana gülümserken bile bir bulut çöküyor yüzüme adeta...
Fark ediyorum ki, susmak en büyük yalnızlık...