15 Ekim 2016 Cumartesi

Gerek yok'tu

Yorganın içinde, hareket etmeden durdu. Bakışları sabit, yüzü donuktu dinlerken onu. Anlamsızdı. Aslında nasıl da saçmalıyor şu an diye düşünüyordu, hayat dediği yer öyle hırs savaşlarının olduğu, sonunda inananların başaracağı cesaret yeri değildi çünkü. Hayata atılmak demek, sokakta yürürken bir taşa takılıp düşmek demekti, tam bir kafede oturmuş uzun suredir hayalini kurduğun kahveni içerken kapıdan girip yanına gelen dilencinin, bütün moralini altüst etmesi demekti. Adalet, hak, mutluluk, cesaret, hırs ve gülümsemenin hiçbir zaman aynı cümlede kullanılamaması demekti.

Sahi ne demekti?
Gerek yok'tu.
Neden olsun'du?

Gözlerini kapatıp dilediğini hayal edebildiğin sürece, yatağa bağlı kalmak en iyisiydi kaçışların. Nedenler, nasıllar olmadan, ''hep öyleler ki zaten''lerle...

Ama silkelendi ve dedi "Sen, seni anlamayanların verdiği değerden ibaret değilsin!"

Değildi sahiden, yalanlarla büyütülemeyecek kadar doğruydu, yalanlardan da ölmemeliydi bu yüzden. Hamurunda olmayan neden ona zarar versin ki? Ayrı dünyaların kavramları zaten bir arada olmamalı, sen de boş ver; boş şeyleri de kimseleri de boş ver.