Umut garip bir kavram. Kişiyi yaşama bağlıyor, zorluklara göğüs germesini sağlıyor; ama yıkılınca da en büyük darbeyi o vuruyor. Tatlı tatlı umutlarım vardı bu yaşımdan. Neyse. Umut etmeyin çok, umut kötü bir şey. Güzel şeyler hayal de etmeyin, hayat öyle bir şey değil. Ha bir de sevmeyin, sevilmeyince çok koyuyor.
"Keşke" ve "acaba"larda boğuluyorum. "Aşırı derecede pişmanlıktan gitti" diyebilirsiniz ardımdan. İyi şeylere üzülüyorum bazen. Mutlu olmak, gülmek pahalı şeylermiş; öğrendim, öğrettiler. Bedeli kan ve gözyaşı, ömür boyu taksit imkanı da var, vasiyet olarak bırakma lüksü de... İyi şeyler geldiği anda üzülmeye başla sen en iyisi, belki ön ödemeye cazip fırsatlar da vardır?
Benden sonra isterim ki bana dair her şey silinsin, kayıtlardan bile yok edin beni, görmemiş, duymamış, bilmiyormuş gibi yapın. Hiçbir zaman bir "ben" oluşturamadım ben, gelin siz de inkar edin benim mevcudiyetimi.
Bir çizik, bir çizik ve bir çizik daha... Yaşadıklarımı, yaşayamadıklarımı unutmaya, nedenlerimi çizmeye, dönüşümlerini izleyerek dönüşmeye. Olmayan "ben"i değiştirmeye, belki de yontulunca şekillenen mermer misali bu bedende bir "ben" aramaya.
