Aramıyorsun sahi? Ben de olmasam görüşemeyeceğiz, hoş böyle de anca rüyalarda; olsun, yeterince yaratıcıyım ben. Senle sensiz yaşıyorum ya, hem zor hem de kolay aslında. Seni üzemem gibi geliyor, dans ederken ayağına da basmam! Evet hiç dans etmedik ama etsek de basamam işte.
Müziklerde buluyorum seni, hangi müzikler deme, şarkıları söylesem dayak yeme tehlikem var... Şaka şaka sadece pek de alakalı değil, özdeşleştiğin zamanın müziklerinden bahsediyorum. Ya da bugünkü gibi "Geç Kaldım". Sahi ne çok şeye geç kaldım ben, affet. Yine özür faslına geçtiğimize göre evet, özledim...
"Konuşurken yüzüme baksana" derdin yüzümün kızardığını bile bile. Yüzünde hafif bir gülümseme oluşurdu ardından. Gel gel der sakinleştirirdin sonra. İnsanlar birbirini değiştirmeye çalışıyordu kendilerine göre, ama sen sadece benim yararıma olacak şeyleri sağlamaya çalışıyordun. Sana rakip olacak hiçbir yanım da yoktu benim, ne senin gibi gözlerim vardı, ne seninkilere benzeyen ellerim, ne yüzüm. Sadece üzerimde iğreti duran yalnızlığım vardı ve siyah bir tişört. Odam korku mezarlığıydı adeta ve ben yazıyordum. Yazdıklarımda hep birilerini buluyordu okuyanlar, sorarlardı unutamamayı, unutulmayanı. Oysa ben hiç kimseye yazmamıştım, hep aradığımı, özlemlerimi, umutlarımı yazmıştım. Bir türlü nokta koyamıyordum yazarken. Tatmin etmiyordu yazdıklarım. Yırtıyor, yeniden deniyordum. Bir türlü başaramıyordum bir şiir yazabilmeyi. Hala da yazmış değilim.
Çok şey paylaştık ama hiçbir şeyi de konuşamadık. Onca akıl aldım senden ama uygulayamadım. Ve ben seni, koruyamadım. Kaybettim.