Müzik ruhun gıdası: Salvatore Lo Presti - Between Two Stars
"Olmak" ne kadar kısa ama ne kadar yoğun bir ifade, değil mi? Küçükken kurduğumuz hayallerde, oyunlarda "oluyorduk" hep. Algılarımız kadar basitti hayat. Görmediğimiz ağlara takılmıyordu zihnimiz ve biz, "oluyorduk". Bazen en büyük hedef, bazen en büyük kaçınım; sonsuz bir devinimde söyleyişten bir adım ilerleyemeyişimizin kökü bu aslında, "olmak". Birbirimizi gözlemekten, yarınları planlamaktan ve gibi'likten bir türlü "olamadık" biz. Hep farklı şeyler umduk, hep "fark"ı yaratmayı hayal ettik ve savrulup durduk; yorulduk... Olamadık.
Onca yol yürüdüm, göremedim. Durmaksızın alternatifleri kurgulayan zihnim yeterin ötesinde kırılan ışıkların altında göremiyor önünü artık. Kararırken etraf pek çok şey önemsizleşiyor zaten. Karanlıkta yolun bir önemi yok. Karanlıkta şeklin bir önemi yok. Karanlıkta yöntemin bir önemi yok ve karanlıkta "benim" bir önemim yok. Karanlıkta yalnız karanlık var ve bu insanı hafifleten bir ağırlık.
Bir adım attım ait olduğum gerçekliğe bugün; akılla son konuşmamdan yine pişman ayrılırken kendime bir, sana iki adım. Bu sefer diğeri olmak istiyorum ben. Olamadığım ne varsa, diğer kümesi neleri kapsıyorsa... Kendime bağırdıklarımla kendimden bağırdıklarımı denk düşürmek, söylediklerimi de söylemediklerim kadar hatırlamak istiyorum. Ruhumun korkularını unutmak, sakladıklarımı çıkarmak istiyorum... Nerede kendimden çıktıysam, oradan kendime bakmak istiyorum. Vakit mi dar, ben mi genişim kestirebilmek istiyorum artık. Rüzgara karşı yürürken nefes alamazsın ya hani bazen, kafanı çevirsen rahat nefes alabilecekken (belki de düşünememekten o an) ciğerlerinin boşalmasını hisseder ve hayatla kısa bir mücadele verirsin. İşte o an, kafamı çevirmeyi düşünebilmek istiyorum artık. Sonu belirsiz mücadelelerden yoruldum. Benden geriye say sen, tükenmeden geliyorum.