Raflar dolup taşmaz mı sonunda sustuklarımızdan? Üstümüze gelmez mi bütün bir oda, sonra da koskoca hayat? Hayatı tanımlarken ruh halimizin tanıma müdahalesini fark ettiniz mi sahi? Bir rahat bırakmıyorlar, mesai tanımayan bir adanmışlık adeta. Dün seni duydum, rüyamda tabii, korkma, delirmedim daha (ya da hala?), "Zamanı geldi sahi" dedim; takvimde bir yaprak kimisine, kimisine dönüm noktası. Biyolojik takvim mi desek, öğrenilmiş çaresizlik mi, yoksa tekrardan doğan sönüm arzusu mu, bilmiyorum. Sıkışıyor içim gerçekten, üstelik suçlayabileceğim bir şey de yok içerde artık (ya da artık birileri beni de kandırıyor), tamamen psikolojik. Suçluları affediyorlar ya, kendini affedemeyenlere ne yapılıyor? O kapanan defterlerde görülmemiş ya da unutulmuş sayfalara ne zaman bakarız?