Sonlarla barışanları anla(ya)mıyorum, sonları kabullenenleri de. Yok olmak ne demek mesela? Bu bilinç hali insanı delirtmez mi?
Bundan delirmemek için değil mi bütün dinler de aslında. "Tamam, yok olmuyorsun. Hatta uslu bir çocuk olursan..." demiyorlar mı özetle? Merak da garip bir duygu aslında, kendi karanlığımı kazarken bir süre o hissi de ötesini de merak ederken buluyorum kendimi. Hem bilim bilim ilerleyip meraklarımızı gidermek için deney yapmamak yakışmaz, değil mi? Değil mi... İhtimaller yoruyor beni, olmayanlar yoruyor. Bazen en sessiz anlarımı düşünüyorum, "mutlu yer"im neresi diyorum, aklıma gelen sadece iki yer. Sahne ve hastane... Zihni tamamen doldurduğun ve hayatından sıyrıldığın sahne ve hayatta kalıp kalamayacağın dışında (ve "Onca şeyden sonra şimdi, böyle mi gerçekten", "El alem ne der" vb şeyler) bir şey düşünemediğin hastane. Bir hastane odasında sonsuza kadar kalabilirim gibi geliyor, oyun oynayabileceğim bir cihaz, düzgün bir internet bağlantısı, günde birkaç kontrol, ağrı kesiciler... Sorumluluklarımdan arındığım bir yer adeta, "Hastanedeydim..."in üzerine kim ne diyebilir ki gerçekten? Göreceğiz diyen olacak mı...
Neyse, sözüm var. Bilirsin, vefalı sayılırım; çok da vefalıyım diyemiyorum evet. Kendimi kahretmekten zevk de almıyorum ama kendimle hep bir meşgulüm. Geçecek, bunlar da geçecek, bugünler de geçecek...
Bazı şeyleri öyle her yerde paylaşamıyorum, burası iyi o yüzden. Ben şimdi döne döne müzik dinlemeye devam. Ne dersin, bu son olsun mu? Uyansan geçerdi oysa...
