Geçiyor zaman tarihe karışıyor her şey. Başlangıçlar, dönüşümler ve bitişler. Her şeyin başı değil midir en önemli kısmı? "Tarihin karanlık sayfaları sayılacak bir yerde dursun mu bu?" cümlesi duruyordu burada tek başına. Düşünceler birbirini kovalamaya başladıktan sonra nereye varırız ben de bilmiyorum, henüz bilmek de istemiyorum. Tarih olacağı kesin de karanlık ya da aydınlık söylemi bugünleri "beni ben yaptı" diyerek bağrıma basıp basamayacağıma göre şekillenecek. Bakış açımız ne denli değişiyor zamanla değil mi? O en sevdiğin kitapları bir de şimdi okusana. Ne kadar farklı geldiklerini görünce şaşıracaksın. Hafızamız bile ne seçici...
Üzerine düşündükçe uzaklaşmak ne acı bazı şeylerden. Hayalleri hayalde bırakan şey belki de düşünme lanetidir. Düşünme genel olarak bir hastalık zaten. Ben mesela vedaları hiç beceremem biliyor musun? Mesela bir yerden gitmem gereksin, gidemem ki. Karşımdaki "Benden sıkıldı mı?" demesin diye o kalkalım diyene ve benim zihnimde "Benden sıkıldı mı?" ifadesi belirene kadar beklerim. Aslında birbirini takip eden programlar yapmak ve gerçekten işinin olması güzel bir yöntem, ama ben seviyorum ya görüştüğüm insanları. Ne kadar uzun o kadar iyi yani benim için. Bunun için dona dona bir buçuk saat yürüyüp bir hafta hasta yatmışlığım da var, (ayağımı bir yerden sonra vurmaya başlayan) botla saatlerce yürüyüp ayağımın aşırı kanlı ve korkunç haline "Şimdi ben ne kadar hiç dışarı çıkamam?" diye bakışmışlığım da...
Mesafe garip bir şey. Bazen arıyoruz (bakınız covid), bazen ise lanetliyoruz. Virüs hakkında atıp tuttuğumuz zamanları hatırlıyor musun mesela? Cahil cahil nasıl da konuştuk hepimiz ve o günden bugüne ne kadar değiştik. Nelerden korktuk, neler istedik, neler yaptık ve/veya yapamadık. Zamanla aramıza bile mesafe girdi, öyle bir boyut karmaşası. Bazen hem zaman hem mesafe girdi aramıza, e yakın tutmak lazım sevdiklerimizi sonuçta; arayı açarsan her şey girer o araya. Mezun olduk da ne oldu, her şey hala kaos. Belirsizlik çirkin şey demişimdir burada da kaç kez, o kadar çok planım var ki "bir işe girdikten sonra" diye listelediğim. "1. Barı açıyorum. 2..."
Çokça düşündüğüm bir şey de süreklilik mi önemlidir yoksa iniş/çıkışların derinlikleri mi? Süreklilik ile inat arasındaki çizgiyi görebiliyor musun mesela? Ya da nerede bir şeylerin "fazla" sayılmaya başlayacağını kestirebiliyor musun? Bir şeyleri "nasıl olmalı?", "normali ne bunun?" diye sormak durumunda kalmak ne acı şey. Öyle bir devirdeyiz ki, öyle manyakların arasında yaşıyoruz ki her hareketimizi "nasıl anlaşılır?" diye tartmamız gerekiyor. Sonra "dürüstlük"müş, aynen, kolaydı o. Sahi siz olabildiğince açık kendinizi anlatmaya çabalarken karşınızdakinin "ama bana karşı daima tamamen açıktır" diye düşündüğünü sanıyor musunuz? İnsana güven zor kazanılan ve kolay kaybedilen bir şey. Evet, insanları zihnimizde kuruyoruz aslında. Başta haklarında ufacık bilgimiz varken bir dünya kuruyoruz etraflarına. Her konuda tahminimiz olmaya başlıyor, zamanla da bunlar "beklenti"lere dönüşüyor. Sonrası? Hayal kırıklığı. Açık ve uzun konuşma isteğim buradan geliyor belki de, ya da şu aşırı paylaşım denen şeyin kenarında kalışım ve çokça da sınırı geçişim belki. Ama hayııır, iletişimde oyun oynamayı reddediyorum. Hayatın her alanında, hayatı daha eğlenceli kılmak için "oynamaya" evet, ama ikili ilişkilerde herhangi bir yalana dolana kesinlikle hayır. Ve hayır, dürüstlük kisvesi altında size kötü şeyler söylemeye meraklı değilim; bunları sizi vuracakları bir zamanda ve yerde duymamanız için uğraşıyorum sadece. Ben kendimi geçtim yani, istediğinizi düşünün. Bu arada kendimi geçtim demişken, burayı da geçeceğim. Demem gerekenleri sadece buraya döküp herkesle her şeyi konuşmuş gibi hissediyorum çünkü. Sanki herkes her daim okuyormuş gibi, burada yazdıklarımı "hakkımda bilinenler" köşeme not ediyorum. Ama Allah aşkına kim bunca yazıdaki bilgi kırıntılarını toplamaya çalışır? Ben çalışırdım o ayrı, ama işte "ben".
Normal olmak hata mıdır? Normal nedir? Peki "farklı" olmak matah bir şey midir? Bizler önemli miyiz ya da? Kimin için ya da ne için? Sorgulanabilecek o kadar çok şey ama sorgulayabilecek o kadar az zaman var ki, "Ne önemi var?" diyor insan. Ama yine de bir merkezi olmalı insanın yaşamının, her adımını ona doğru atabileceği bir odağı olmalı.
İşte öyle...
+ Çokça mı saçmaladık yine?
- Olabilir, ama biz derken?
+ Kusura bakma, seni dahil etmeye çalışmadım, yani alışamadım. Ben ve...
- Sen ve?
+ Ee...
- ...
- ...