Gelecek pek de gelmeyen bir şey, biz de bugünde oyalanmaya çalışıyoruz. Artıları ve eksileriyle yaşarız hayatı derken bulunduğumuz zemine bakmayı unutuyoruz bazen. Hayaller yerde değil sonuçta, değil mi? Çeviride kaybolması mümkün bir cümle zihnimde dönüp duruyor şu sıra, bir tweet aslında. Someone said there's a difference between being happy and being distracted from sadness and I felt it.
Üzülerek kabul edilen, farkındalığa farkındalık katan bir cümle bu kadar basit olmamalı. Uzun zamandır hissettiğim, nasıl gideceğini de bildiğim ama birbirine bağlı o parçaların ilkini harekete geçiremediğim için tabana yayılan bir hüzün bu. Kimseye aniden "Ne oldu biliyor musun!" diyerek kendi dertlerimi anlatmam. Herkesin binbir derdinin olduğu bir devirde neden hiçbir suçlarının olmadığı talihsiz serüvenler dizisi (eğlenceli kitap serisiydi, neyse...) tadında hayatımı anlatacak değilim. Kendi kendime verdiğim "açıklık" sözlerinden dolayı sorusu geldiğinde cevaplarım her şeyi, o ayrı. Hayatta da doğru soruları sorabildikçe ilerlenebileceğini düşünürüm bu yüzden. Google araştırması yapmak misali, doğru formda sormazsan bir dolu alakasız sonuçla boğuşursun; doğru formda sorunca ilk link senin işini görür. Yine de tek bir linkle yetinme tabii, internet bu sonuçta. Sonra çapraz kontrol falan filan... Neyse...
Lambalar kısılsın, gözler isyanda. Zihnimiz ve gözlerimiz beraber yorulsa keşke. Kafamda çağlayanlar varken bazen ekrana bile bakamıyorum, "Eski usullere dönelim o halde" diyorum, kalem zihnimden çok daha geride kalıyor. Sonra düşünceler havaya ben yatağa karışıyorum. "Ne istiyorum, ne yapacağım, ne yapmalıyım..." derken "Yine başladı bu..." diyen bedenim kendini kapatıyor sonra.
Çaresini bildiğiniz dertlerinizin üstüne gitmiyorsanız size ne denmeli? Birinin silkelemesi lazım değil mi böyle durumlarda? Ama anlatılarınızı dağıtmada ustalaşır ya da tüm ana meseleleri kendinize saklamayı başarırsanız kimse sizin silkelenmeniz gerektiğinizi düşünmez, siz de "gibi" yaşamaya devam edersiniz. İşin aslı mutsuz bir insan değilim, bitmiş bir insan değilim, artık sağlıksız bir insan da değilim; e ama ben neyim? Belki de bu belirsizlik batırmaya çalışıyor şuncacık suya beni. Başımı suyun üzerinden tutuyorum henüz ama kalkamıyorum da ayağa. Her şeyi birbirine öyle bağlamışım ki "Ya hep ya hiç!" diyorlar bana, adım adım ilerletmiyorlar, bende elimde planlarım bir şeyleri batırmamak için bekliyorum. Peki beklemek aslında negatif bir adımsa? Ama hareketlerin de kısıtlandığı bir zamanda değil miyiz? Çevrenin karanlığı sizin her hareketinizin kötü algılanmasına yol açabilecekken, bir şeyleri tetikleyebilecekken ve umutları yok edebilecekken doğru olan nedir?
"İnsanlarla konuşasım gelmiyor, ama sana evdeki perdeleri bile anlatasım vardı." Bazen tek bir ifade "Tamam bunu okumalıyım" dedirtiyor bana. Bu cümle de Franz Kafka'nın "Milena'ya Mektuplar" adlı kitabından. Kafka'nın eserlerini genel olarak sevsem de bu kitabı bu cümleyi görene kadar zihnimi buluşturmamışım. Sahi, siz de ifadelerini ifadelerinize benzettiğiniz eserlere bir ayrı bağlanmıyor musunuz? Sevdiğim kitapları, daha doğrusu sevdiğim yazarları düşünüyorum ve fark ediyorum ki ben de biraz onlar gibi konuşuyorum. Bu nedenle "Şunu okudun mu sen? Okurken senle konuşuyor gibi oluyorum." gibi ifadeler çok da yabancı olmadığım ifadeler. Hayat bizi çok uzaklara itse de duygularımız bizi yaklaştırıyor belki de. Keşke kime yaklaştıracağını da seçebilsek, keşke bazı zamanlarda anlatamadıklarımız da anlaşılabilse.
"Ne istiyorum"u geçtik, uzun zamandır belli onun cevabı. Hayatı anlamlaştıracak yol belli ve tek, o zaman diğer soruları döndürmeye devam edelim.
Ne yapacağım? Ne yapmalıyım?
Ne yapacağım? Ne yapmalıyım?
Ne yapacağım? Ne yapmalıyım? (Tükenene kadar, aynen aynen, spordaki gibi)
Ne yapacağım? Ne yapmalıyım?
Ne yapacağım? Ne yapmalıyım? (Tükenene kadar, aynen aynen, spordaki gibi)