30 Nisan 2022 Cumartesi

Elbet bir gün

- Taşmaz mısın sen hiç?
- Anlamadım?
- Ya da anlamak istemedin.

Hayatımız anlatabildiklerimizden ibaret değil muhakkak, yaşadıklarımızdan da ibaret değil. Sıralı anlamsız cümleler mi sıralamalıyım? Sonra çözebilir misin söylediklerimden asıl anlatmak istediğimi? Belki boş bir çaba, belki de yanlış bir adımdır bu, kim bilir? 

- Sen mi?
+ Öyle demek istemedim.
- Ama dedin. 

Demeye cesaret edemediklerimizi satır aralarından veriyoruz sahi, sonra okuyan var mı, yok. Teknolojilerin gelişmesinde savaşların etkisi yadsınamaz. Gerek elle tutulur ürünler, gerek şifreleme sistemleri oldukça ilgi çekici. "Belki de okuya okuya yaratıcılığından etkilenmişimdir bazılarının..." diyorum bazen, ama o kadar karmaşık sistem asla kullanmıyorum ki. Dümdüz, bazen çocukça, çokça aynı. Bakmazsan göremezsin ama işte, kim neden baksın zaten. Sanrılarından kurtulman gerek küçük çekirge, derinlerde yitip gidersin yoksa. 

- Kendini küçümseyince oluyor mu böyle?
+ Ne oluyor mu?
- Anladın sen.

Anladım evet, olmuyor evet; neden devam peki, korkuyorum. Sonrasında ne yapabileceğini ve ne olacağını bilmezken adım atılamıyor. Sözünü dinleyemediğim çok şey var. Sana şunu atacaktım mesela, geçen şunu, yani önemli bir söz değil aslında ama tam da o noktadayım.

life is so scary with you,
but scarier without you,
- I don't know which fear I'll overcome.

Ya da Uysallar izlerken duyduğum o söz:

"Hayat ima edecek kadar uzun değil. Ne söyleyeceksen direkt söyle."

Zaman kırılınca öyle uzuyor ki, anlatamam. Korku ya da hiddet anında zaman yavaşlar ya, onu sürekli, uzun uzadıya yaşadığını düşün. Geçen şunu okudum Haruki Murakami'nin Sahilde Kafka kitabından:

Benim için yaşam 20 yaşındayken bitti. Sonraki yaşamım uzatmalardan başka bir şey değildir. Loş karanlık, kıvrım kıvrım, hiçbir yere ulaşmayan bir koridor gibiydi. Fakat yaşamak zorundaydım. Her gelen günü tüm sahteliğiyle kabullenip yaşadım yalnızca. O günlerde birçok hata yaptım. Hayır, daha doğrusunu söylemek gerekirse, hatalardan başka bir şey yapmadım. Bir dönem, tek başıma kendi iç dünyama kapandım. Derin bir kuyunun dibinde tek başına yaşamak gibi bir şeydi. Dışarıdaki her şeyden nefret ettim, her şeyi lanetledim. Bir dönemde dışarı çıkıp yaşarmış taklidi yaptım. Her şeyi kabullenip duygusuzca yaşadım. Fakat tümü anlamsız şeylerdi. Hepsi göz açıp kapayıncaya kadar geçti gitti, arkalarında hiçbir şey bırakmadan. İçimdeki suçluluk duygusu ve açılan yaralardan başka.

Umudun umut olduğunu anlamadan almışız da yırtık cebimize koymuşuz gibi. Bazen ise olmayan parıltılara bakıp hayal kurmak belki de. Kafam yine karışık, kafam hep karışık. Geçen şey dedim mesela, "Bir yaşıma da böyle girersem, bir yaşıma daha böyle girmeyeceğim.", tanıdık geldi mi? İnsanın kendini güçlü hissettiği ama aslında güçsüzlüğü bağıran böyle ifadeler çok yok, keşke sözünü tutamasaydın. Ben sözümü tuttum bu arada, yani en azından birini. İnsanın çenesi üşür mü ya?

- Abartıyorsun.
+ Ciddiyim.
- Sen üşümezsin ki?
+ Psikolojik işte.
- Özlüyorsun.
+ Ve korkuyorum.

Olan konuşmaları ve olası konuşmaları zihnimde çok çeviririm, belki de yapmamam lazım. "Belki de?" dediğini duyar gibiyim, evet olası konuşmalar konusunda haklısın. Ne mi oldu o konuda, hiç, aynı. Ufacık bir umuda bağlı "yaşıyorum" hala.

- Yaşamak matah bir şey sanki.
+ Sevmek güzel şey ama.
- Sevmek yalnız bir eylem değil ama.
+ Haklısın.

Haklısın, haklıydın ve artık hep haklı olacaksın. Keşke ben de cesur olsam ve zihnimde büyüttüklerimi hayata geçirebilsem. Bir yandan öyle aydınlık yarınlar görüyorum ki, her bahsedişte kapısına gitmek istiyorum. İçip içip arayanları anlamasam da konuşup konuşup kendini gaza getiriyor insan sahiden Sonra "Hayır"ın o korkusu geliyor tabii... Hayırın anlamları arasındaki uçurum da ayrı bir mesele bak...

- Zaman o kadar da yavaş akmıyor.
+ Bir de bana sor.

Bugün değil, ama elbet bir gün. Bu söz de tutulur.