Ruhumda bir sağanak, her damla yakıyor ruhumu, içim yarılıyor en orta yerinden, eksiliyorum. Geceler geçmiyor, günler bitmiyor, mevsimler ise dönmüyor artık. Hep, her yer, hem aynı hem de o kadar eksik ki, o kadar eksik ki... Kanıyor içimde bir şeyler. Kopan parçalarıma kan doluyor, acım dönüşmüyor; tükenen yanlarımı tamamlayamıyor, nefesimi bile tam almama engel oluyor. Siz ruh halinizi nefes alabilme düzeyinizden ölçebiliyor musunuz? Kesilen nefeslerimiz kim bilir içimizdeki hangi kesiklerden kaynaklanıyor düşünüyor musunuz? Demedik mi kesici delici alet yok diye? Ben, artık... Nasıl?
Yerin kaç metre altına acı işlemez, daha ne kadar derine inmem lazım? Zamandan da uzaklaşabilir miyim? Onun o sahiplenici tavrından nasıl kaçabilirim? Başka ne ilacı var dünyanın? Neleri "atlattık", neleri "çözdük", neleri "aştık"? Ne yaptık biz ya gerçekten? Neyi yapabildik gerçekten?
Cevap veremiyorsun değil mi? Veremediğin cevaplar yoruyor mu peki seni? Yoksa belirsizlik mi motivasyon kaynağın? Sahi, sen kimsin? Nasıl tanımlıyorsun kendini? Neye erişmek istiyorsun? Ne düşünüyorsun şu an? Ne yapacaksın sonra? Niye?
Sorular ve cevaplardan ibaretiz zaten. Bazen de yaşamımızın tek nedeni ölümden sonrasının belirsizliğinden korkmak. Ne acı sonrasından emin olanların da ona hızlı erişemiyor oluşu. Oysa terazimizin dengesi her gün daha da bozulmuyor mu hepimizin? Gidişat belli ama asla dur diyemiyoruz.
Sahi, ne durumdasın sen? Yazamıyorum ama aklımdasın. Sen iyi kal, ben artık hep karmakarışıklardayım.