Nereden başlamalı?
Sanattan mı? Yaratılıcıktan? Duygudan?
Amaçtan? Sonuçtan? Ya da yöntemin kendisinden?
Benzerliklerden? Farklılıklardan? Bizlerden?
Müzik iyidir: Versa - We Are Not What We Say We Are (Sebep olmasa da derinleştiren)
Biz kimiz ya? Söylediğimiz kişiler miyiz? Düşündüğümüz kişi bile mi değiliz? Olabilecek miyiz? Sandıkları kişi miyiz yoksa, korktuğumuz kişi mi? Öyle mi kalacağız? Ya da, kalacak mıyız? Kendi hakkımızda bile sanrılarda mı boğuluyoruz?
Ne hissettiğinizi tanımlayamamak ayrı bir çaresizlik boyutu. Kendimizi anlatmak adına kendimizi bildiğimiz ilk andan itibaren kullandığımız, dilin öncesini bile dille hatırladığımız hayatta bu anımızı anlatamamak ne kadar zor... Zor. Çıkış yolunu görememek zor. İlk adımı ne yöne atacağını bilememek zor, Her şeyin kırıldığı andaymış gibi hissetmek zor.
Her açığımdan yumruğu yiyor, birden çok yarama aynı anda basılıyor gibi hissettim dün. Yandı canım. Çıkamadım içimden. Bütün şeytanlarım doluştu zihnime, gözyaşları ile defalarca ıslattığım hatıra defterleri geldi karşıma ve ben hiçbir şey yapamadım. Hepsi defalarca vurdu, vurdu, vurdu. Dilin sınırları içinde, olayın sınırları içinde, bütün sinir hücrelerimin en merkezinde kaldım sadece. Sözlerime yabancılaştım, kendime yabancılaştım; belki kirlendim, belki de ne kadar kirli olduğumu anca fark ettim. Sorular ve sorunlar denizinin en ortasında, bomboş ufuk çizgisine baktım sadece. Sıkıştığım boşluğun tam ortasında ve nefes almak için, nefes alanı açmak için içimi oydum biraz daha. Bir yerden sonra tek bir düşünce oluştu ve kaldı zihnimde, "Ne zaman bitecek?".
Ne güzel şeyler ne de kötü şeyler unutuluyor, hepsi anı; her yaşanmışlık, bütün bir hayat ve kainat sadece parçalanıyor. Her şey, kırılan bir cam gibi parçalanıp dağılıyor sadece. Asla eski haline geri dönmüyor ama asla da kaybolmuyor. Bir esintiyle mümkün olan her yerden kanatmak için bekliyor farkında bile olmadığımız yerlerde.
Yoruldum. Düşünmekten yoruldum. Hissetmekten yoruldum. Kontrollü adımlar atmaya çalışmaktan rahatsızım, ama daha fazla kanımı akıtmaya mecalim de yok. Ne zaman bitecek bilemiyorum, bitmemesinden de korkuyorum. Böyle devam edemeyeceğimi biliyorum, kendimi kaybettiğimi, her şeyi kaybettiğimi biliyorum ama ne yapacağımı bilmiyorum.
"İletişim" diye bir yandan yırtınıp, açık olmayı savunup, açık olduğumu sanıp tekrar yanlış nitelendirilmek zaman kavramımı kaçırıyor. "Yine mi yaşayamadım?", "Yine mi anlaşılamadım?", "Hiç anlaşılamayacak mıyım?" soruları birbirini takip ediyor. Cevabın evet olduğunu bilsem ve koşup kaçabilsem herkesten ve her şeyden keşke. Hiçbir şey olmamış ya da olmayacak gibi gülümsesem mesela, sonuçta ne kadar boktan da hissetsek bir türlü devam etmek zorundayız karanlık bir gecedeki ay ışığı misali.
Ait değilim sanki hiçbir yere, Mutlu değilim. Uyamıyorum, sırıtıyorum her yerde. Rahatsız olunca da sırıtıyorum zaten. Kaçamıyorum, saklanamıyorum; çözüm varsa da bulamıyorum. Hiçbir şey böyle olmamalıydı gibi hissediyorum. Olmaktan korktuğum yerde gibi. Başa da sona da o kadar uzağım ki, tam da burada yok olmalıyım. Batacak gibi hissediyorum ama daha da batamıyorum derine. Zaten yaşıyorum yerin yedi kat dibinde.
Sadece huzur istiyorum bazen ama her yer o kadar gürültülü ki, dünya o kadar öfke dolu ki çığlık atmak istiyorum her şeyin durması için, ağzımı açtığımda çıkan tek şey sessizliğin kendisi oluyor.
Yapabilecek miyim? Dalgalar bir nebze yavaşlayacak ya da sönecek mi bir gün? Daha ne kadar süre hırsla ve inatla kaleler kurabileceğimi bilmiyorum artık. Açılan ruhum sınır da kilit de tanımıyor artık.