29 Temmuz 2023 Cumartesi

Fırsat buldun, dök içini!

Bu hafta tiyatroda ödül konuşması yapmamız istenmişti. Önce "Yazıp oynasam mı?" dedim, sonra "Yazıp, yönetip oynasam mı?" dedim. Versiyonlarıyla aklımda uyarlanabilir bir hikaye varken her alana saldırmak istesem de teşekkür kısmı uzadıkça hayali karakterler artıyordu ve gerçeklikten uzaklaşmak duygudan da çıkarıyordu beni. Sonuç olarak yazdığım bir eserden ödül almaya karar verdim ve metnimi hazırladım. Şimdi de buraya koyuyorum evet, çünkü mesaj veremeden duramadığım bir yazı oldu.

Herkese iyi akşamlar! Öncelikle eserimi bu ödüle, bu şerefe layık görenlere takdirleri için teşekkür ediyorum. Bu ödülü bu kadar kıymetli bir arkadaşımdan almak da ayrıca anlamlı ve güzel oldu. Adaylığımdan itibaren bu süreçte beni yalnız bırakmayan herkese ve bu gece burada olan herkese ayrı ayrı çok çok teşekkür ederim. Bu ödülü bir sonuç olarak değil bir iletişim aracı olarak gördüğümü ve bu nedenle ayrıca önemsediğimi de belirtmek istiyorum. Bugünden sonra yazdıklarım ve yazacaklarımla çok daha fazla kişiye yalnız olmadıklarını hissettirebileceğimi umuyorum.

Yazmak her zaman tercih ettiğim iletişim yoluydu. Üzerine düşünmeye daha çok zaman vardı, kelimeler benden uzaklaşmadan önce daha çok kalıyorlardı, sınırları belirleyebiliyordum ve acelem de yoktu. 

Sınırlar. Baskılar. Duvarlar…  Fiziksel ya da ruhsal tüm engellerin ortasında hayata tutunmaya çalışan insanlar. Farklı alanlara, farklı duygulara ve arzulara hitap etsek de buradaki herkes sonunda insan RUHUNU korumaya ve kurtarmaya çalışıyor... 

Bugün, buraya gelene kadar kaç yaşam geçtim inanın sayamadım. Kaç kez kırıldım, kaçını toparladım, kaçını “sandım” hiç bilmiyorum. Kırıkların arasındaki boşlukları ihtimallerle dolduran zihnim beni en dibe çekerken; konuşmayıp sadece yazarken, çökerken en merkezime, uzaklaşırken zihinlerden, biri geldi… Bugün en büyük teşekkürüm ona. Yazılarımın yönünü değiştirme cesaretimi ondan aldım çünkü. 

Yazmak her zaman yalnız bir işti. Başta sustuklarımı yazdım sadece. Sonra daha çok sustum, daha çok yazdım. Değişimlerimin güncesiydi bazen yazılar, gelişim olmasa da mutlak olan değişimin güncesi. Hayatta kalmak için o kadar çok değişime mecbur kalıyoruz ki bir kaydının olması iyi oluyordu, böylece tekrara da daha az düşüyordu insan. Susmaya alıştıkça yardım çığlıklarına dönüşmeye başladı yazılar. Konuşamadığım her şey oradaydı. İnsanlar iyiyi ve güzeli paylaşıp hayatlarına devam ederken ben sadece duruyor ve yazıyordum. Umutsuzluk külliyatı kurdum adeta. Ne hissettiğimi o kadar çok yazdım ki hislerimin tekrara düşüşü rahatsızlık vermeye başladı. Hikayelerim de vardı, ama onlar sadece benim kaçış noktalarımdı. Bana özel kalacaklardı. Ara sıra birkaç yorum geliyordu yazdıklarıma, yalnız olmadıklarını hissettiklerini söyleyenler oluyordu, çeşitli konuları konuşuyorduk, tartışıyorduk; iyi geliyordu bu iletişimler. Derinleştiriyordu düşüncelerimi. Bu böyle sürüp geçecek gibi geliyordu ama bir gün bir mesaj değiştirdi her şeyi. 

İletişim erişim sağlar. Kendinize bile erişmeniz için iletişim kurabilmeniz gereklidir. Anlaşılmak ve benzerlikler ruhumuzu kalabalıklaştırır. O yüzden en çok teşekkürü sana yapıyorum. Uzun uzun mailleşmelerimiz, yorum farkı bol tartışmalarımız, arkasındaki müzikle paylaştığımız sorular ve cevaplarla yazılarımız ve karanlığın kesişimindeki konuşmalarımız bugüne kadar beni getiren sürecin başlangıcıydı. Ses olma ihtiyacını o zaman hissettim ilk. Yalnızlık hissini yüreklerden alma şansım olduğuna o zaman inandım. Daha da sarıldım bu işe sonuç olarak. Ama eksik olan bir şeyler vardı, herkesin olduğu gibi benim de uzun zamandır isteklerim vardı.

Oyunculuk serüvenine atıldım sonrasında. Hem de akademide kendimi uyuşturmanın tam ucundayken. “Yanda dursun” muydu o an isteğim yoksa eleştirilere kapalı zihnim mi çok önemsemiyor gibi göstermeye çalışıyordu bilmiyorum ama bu süreç zihnimde çok daha fazla kilidi açtı. Geçmişime ulaştırdı beni, geçmişimle bağladı, bir bütün haline getirdi ve bana bile anlamsız gelen beni bana anlattı. Öncesinde “hayal olduğunu sanarak” kurduğum dünyamı, okuduğunuz dünyanın bir benzerini, etrafıma kurmamı sağladı. 

Zamanlama pek çok şeydir. Ben dipteyken şikayet ediyordum çokça.
“Duyamıyorsunuz.”
“Dinlemiyorsunuz.”
“Yorgunsunuz ama yitip giden onca kişiyi/şeyi göremiyorsunuz.” diye... 

Çok sonra “E sen göster!” diyebildim kendime. "Ne olmasını istiyorsan bir örneği olmaya çalış!" 
“Ama ben de…” deme, 
“Ama onlar…” deme, 
“Aynısı olacak zaten…” deme. Ne görmek istiyorsan onu yap. Dünyadaki çoğu kötülüğün sevgisizlikten kaynaklandığını hatırla ve senin de ihtiyacın olan o sevgiyi mümkün olduğunca dağıt etrafına. 

Nikita Gill’in bir sözü ile bitirmek istiyorum sözlerimi. 

If you have been brutally broken, but still have the courage to be gentle to others then you deserve a love deeper than the ocean itself. 
Acımasızca kırıldıysanız ama yine de başkalarına karşı nazik olma cesaretiniz varsa, o zaman okyanusun kendisinden daha derin bir sevgiyi hak ediyorsunuz. 

Teşekkürler ve iyi akşamlar!