Yaşarken, düşünürken, yazarken çalıyordu: Secession Studios - Heart of Darkness
Hayal kurmak tehlikeli şey. İnanmak, istemek, beklemek tehlikeli şeyler. Bildiğini sandığın yolların kıvrımlarına çarparken dağılmamaya çalışırken bulabiliyorsun kendini.
Dinle...
Neyi? Tam olarak neyi dinlememi bekliyorsun? Neye inanmamı istiyorsun hala? Tek bir kelime duyabilmek için neleri susturmak zorundayım farkında mısın sen? Ben bilmiyor muyum sanıyorsun hiçbir şeyi? Fark etmiyor muyum? Duymuyor muyum? Görmüyor muyum?
Nefes al...
KOLAYDI! Her şey birbirine bu kadar geçmişken bir boşluk bulmak da o nefesi almak da kolaydı zaten! Ne oluyor burada biliyor musun? Nereden bileceksin. İyi hiçbir şeyi gerçek kabul edemiyorum artık. Karışıyor her şey. Okuduğum, çalıştığım onca şey dahil oluyor gündelik yaşamıma. O sınırdaki hislerin hepsini birden taşıyorum. İsyan etmek istediğimde Tom geliyor mesela...
Benim ne yapmaya çalıştığımı sanıyorsun sen?
diyor...
Benim de sabrımın sonunda tükeneceğini bilmiyor musun? Biliyorum, biliyorum... Senin için hiçbir önemi yok... Ne yaptığımın, ne olmak istediğimin; ikisi arasındaki uçurumun...
O uçurumdan düşüyor gibi hissediyorum sonra. Sonsuz bir düşüş. Dibin sonun olduğunu bilmene rağmen o dibi yine de isteme hali... "E bir şeyler yap!" diyorum ondan sonra. Vladimir giriyor aklıma...
Boş konuşmalarla zamanımızı harcamayalım! (Bir an, şiddetle) Fırsat varken bir şeyler yapalım!
Yapalım da, yaptığımız her eylemin sonuçları var. Bugünden ibaret değil dünya diye düşünüyorum sonra. Günü kurtarmak bazen sadece sonumuzu yaklaştırmaya yarıyordur belki de. Macbeth geliyor oradan. "Yapmakla olup bitseydi" diyor. Bitmiyor, biliyorum. Bazı şeyleri günlerce, aylarca tartıyorum zihnimde. O hatayı yapmamak için, bir hata daha yapmamak için, yine duruyorum.
Öyle demesene ya, sen de bak neler başardın...
Hangi başarıdan söz ediyorsun? Kendimi hiçbir zaman sevmedim.
Evet. Cümle cümle çarpıyorlar. Cümle cümle yerlerini buluyorlar ruhumda. Kendimden çıkmanın iyi olduğunu düşünürdüm, meğer yersiz yurtsuz kalmak demekmiş.
Kimim ben? Niçin yaşıyorum, amacım ne?
Bilmiyorum.
Nereye gidersem gideyim, kendimle birlikte tasa, soğuk bir can sıkıntısı, hoşnutsuzluk ve yaşama iğretisi taşıyorum…
Hepimiz taşıyoruz onu bazı bazı...
Bazı bazı... İşte mesele o. Ben hep taşıyorum. Bazı bazı unutuyorum. Kaçıp gitmek istiyorum sonra, sadece uzaklara.
İnsanı bir kerede öldürüverirler orada, ama hiç değilse buradaki gibi ağır ağır gırtlağına basıp boğmazlar herhalde; özgür bir varlığı bizdeki gibi cendereye sokup sıkıştırmazlar.
Sıkışıyorum. Boğuluyorum. Uyuyamıyorum...
Çok uyumak kaçmaktır, uyuyamamaksa yakalanmak | Freud
Uyuyabiliyor musunuz albayım iki bin gece hortlağına rağmen? Yaşayabiliyor musunuz albayım, haykırmadan bir dakika olsun yaşayabiliyor musunuz? Evet mi?
Ben yaşayamıyorum. Ruhumda güneş daima batıyor, "bitiyor" diyor, "zaman bitiyor" ve ben yine yazıyorum. Sonuçta mutluluk yaşanıyor, mutsuzluk yazılıyor değil mi? Umut ise anca işkenceyi uzatıyor.
Kimler neler yaşıyor Allah aşkına, bu düşünce yapısından çık artık!
Ben çıkışımı biliyorum, adım atamıyorum. Bir adım daha atabilsem, sana bir adım daha yaklaşabilsem keşke. Belki o zaman sımsıkı tutarım ellerinden Zamanla sözlerinin dolması ilginç bir duygu. "Öyle şey olur mu gerçekte?" derken hayatın sana "O da bir şey mi!" demesi...
Zamanı gelmedi mi?
Gelemedi.