13 Nisan 2024 Cumartesi

Zaman geçti, bazı şeyler geçmedi

- Eee ne kararlar verdin bakalım?

Söyleyince büyüsü kaçar, boş ver.

- Tutamayacağın sözler verdin yine kendine değil mi?

Yoo, tutacağım. Yani... Çoğunu tutacağım.

- Hepsini değil.

Her şey o kadar kolay değil, yapamıyorum işte.

- Niye? Neyi yapamıyorsun? 

Çünkü herkesin kendi hayatı var ve sırf sen kendini kurtarmak için birine baskı yapamazsın.

- Baskı mı? Kendini anlatmak mı baskı?

Ben anlatınca baskı. 

- Susunca bir bok değişiyor mu ki?

"Artık hep susmamı ister misin?" demek istiyorum bazen mesela.

- Konuşmayı kesmek?

Yok, o biraz tercih oluyor. Benimkisi daha çok kendime işkence. 

- Seversin sen.

Değiştim ben!

- Bok değiştin!

Hiçbir şey bilmiyorsun!

- Hiçbir şey anlatmıyorsun.

...

Galiba bu doğru. Hiçbir şey anlatmıyorum direkt olarak. Sorulunca söylüyorum diye geçiyorum bunu genelde. Bunu ucundan tutup bir nedene bağlamaya çalışmayacağım ama. Sonra o neden bahanesi oluyor insanın ve dümdüz durmaya başlıyor. Kendi kendime konuşmadan hallice kısa şeyler yazıp kenara atıyorum arada. Bir gün bir araya da gelirler belki. 

Hayatta ümit etmek kadar boktan bir şey yok. Duyduğun ifadelerden kendi kendine anlamlar çıkarma gayreti biraz. Bazen ruhuna bir dayanak noktası, bazen o nefes alabileceğin o küçücük boşluk... Bulamıyorum doğru yolu, bulamıyorum doğru sözleri, bulamıyorum doğru adımı.

Ama hep de durmuyorum. Dünle bizi en çok bağlayan şeyler, en büyük pişmanlık noktalarımız bazen "dediklerimiz" oluyor, nasıl ki en çok acıtanlar duyduklarımız olabiliyorsa (yaşadıklarımızdan bile çok bazen, evet). Perşembe günü uzuun bir okuma ve silme süreci yaşadım. Hem dünü* hatırlama, hem de bir şeyleri sıfırlama arzumdan. Güzel anlar ufak ufak ısıtsa da içimi ihtimallerin dalları boğazımı sıkı sıkıya da sardı. O kadar çok yanlışın o kadar kolay doğruları varmış ki... Çok da kendimizi yıpratmamamız lazım. Dünün yaralarını yarına taşımak ancak sakat günleri getirir bize. Bak yine geldi çoğul konuşup yük paylaşma hissine muhtaç kaldın, görüyor musun... İşte böyle anlarda geliyorlar bana. Komple böyle her hatam geliyor. Kendimi parçalayıp kaçmak istiyorum kendimden. Kelimenin tam anlamıyla parçalamak ama. Tüm acısıyla. Tüm kanıyla. Tüm güçten düşmesi ve belki de pişman olmasıyla. Burası bir kuyu gibi derinleşiyor sonra. Fiziksel acılar hala ruhsal yarıklardan daha çekilesi bence. 

Neyse, ne diyordum... Pek de bir şey demedim yine. Yaşlandım zaten ben. Son iterasyona girdim. Elimde kocaman bir liste var. Ha bu beni düzgün bir insana çevirecek bir liste değil. Bir dolu satır kod gibi. Başkalarından bağımsız kendime bazı hedefler. Gündelik şeyler. Onun dışında. Uğraşmıyorum artık. Şuncacık hayatta neyle uğraşıp da başarıyoruz ki zaten. Düzgün olmaya çalışmakmış, edepmiş, adapmış falan bunlar hep boş işler. Bu dünya inceliğe değer veremeyecek kadar bozulmuş. Düzeltemiyormuşuz, dahil olalım madem. En büyük ve net "değiştim"imi şimdi diyorum. "Ama sen çok değiştin" diye laf edeceklere de şimdiden "öncekinin bir yararını görmedim" demişim gibi sayalım. Eee değişmeyen hiç mi bir şey yok? Olmaz mı. Bu dünyada hala en kıymetli şey sevgi. 

Çaba sarf etmemizin bir nedeni olmalı diyorum artık, çaba sarf etmeye devam etmemizin bir nedeni olmalı. Bir şeyi sürdürmek için çaba sarf etmemiz gerekiyorsa o çabanın her defasında geçerli olması, geçerli kalması gerek. Yoksa, eylemi içimizdeki bir boşluktan çıkarıyorsak, başka hiçbir şeye enerjimizin kalmamasından doğal ne olabilir ki? "Neden?" ve "Gerekli mi?", ya da "İstiyor muyum (hala)?" O halde, ihtiyaç olmayan, elzem olmayan şeylere hiç önemsemeyecek miyiz? Bir şeyleri sadece gerekli diye önemsemeyiz. Bazı şeyler sadece kıymetlidir. Açıklayabiliyorsak zaten vazgeçebiliriz de, yerine bir şeyler koyabiliriz de. İşte bu kadar basit. Bir şeyleri açıklayabiliyor olmak, bir şeylerin gidişatını görebiliyor olmak, o bir şeyleri sıkıcılaştırıyor ve değiştirilebilir kılıyor. Bilimde "neden" sorusunu cevaplamaya devam edelim de hayatta her şeyi açıklayabiliyor olmamıza gerek yok. Kalıcı değil bu can sıkıntısı. Ferah bir nefes alacağımız günler elbet gelecek. O taşıdığımız şeyleri bir bir bırakacağız, güç sandığımız gereksiz yüklerden bir bir kurtulacağız ve sonunda elimizde tek bir kıymet verdiğimiz şey kalacak. Sevgimiz. 

Çok zaman geçti, bazı şeyler geçmedi. Seni hala çok seviyorum.

...

Lao Tzu’dan bağıntılı bir sözle kapatmak gerekirse:
“Bilgiye ulaşmak için, her gün bir şeyler ekleyin. Bilgeliğe ulaşmak için, her gün bir şeylerden kurtulun.”

Not: Şu şarkıyı da çok sevdim. Yazıyla direkt bir bağı yok. Grubun genel tonuna uymadığı için (en azından klipsiz, sadece dinlerken) daima bir patlama anı bekliyordum ama olmayınca da aslında bi' rahatladım. "Belki de beklentilerimizdir bizi geren" diye düşündüm, sonra da klibi açtım izledim. Sonra tekrar ve tekrar... ve tekrar...