6 Mayıs 2025 Salı

Güneşi Beklerken

İnsan her kararıyla, ve hatta karar vermeme haliyle (ki bu da bir karardır), dallar yaratıyor geleceğine dair. Mevcut durumdan yeterince memnun olamayan herkes, umut etmek istiyor. Daha iyi günlerin geleceğine inanıyor ya da inanmak zorunda hissediyor direnebilmek için. Sonuçta kimse en güzel gününün ya da günlerinin geçtiğini düşünmek istemez değil mi? Ne acı bir farkındalıktır o his. 

Bazen sadece "böyleyim" demek bile yoruyor insanı. "İyiyim" derken o "iyi"nin altını boşalttığın her seferde biraz daha yıpranıyorsun. Birkaç kelime daha eksiliyor senden. Birkaç hareket, birkaç olasılık, birkaç sabah uyanma isteği... İçimde bir kocaman boşluk, öte yandan fazlalıklar, adı yok boşluğun ama hepsi her an orada. Her sabah bir "acaba" ve ardından farkındalıklar...

Zamanla, en çok zamanı hissediyorsun bedeninde. Daha önce hiç düşünmeden yapılan basit hareketlerin bile ince bir sınırı var şimdi. Hiçbir şey eskisi gibi değil cümlesi ne kadar klasikse, o kadar da gerçek zaman zaman. 

Yorgunum. Ne zaman bu kadar yoruldum, bilmiyorum. 
Uykusuzluktan değil. Şu sıra en çok onu yapıyorum zaten.  
Sanki uzun zamandır aynı şeyi taşıyorum da, artık nerenin ağrıdığını seçemiyorum gibi. 
Bir şeyler eksik artık... Bir şeyler de fazla. 
Anlatırsam eksileceğim, susarsam boğulacağım. Ne tür bir arada kalmışlık bu? 
Ne gerçekten gitmek istiyorum, ne gerçekten kalabiliyorum. 
Bak hala ve yine buradayım mesela. Ama kimse fark etmesin de istiyorum. Çünkü fark edilen biri olursam, olduğum gibi kalamam.
Oysa ben... Ben artık sadece öylece durmak istiyorum. Olmadan. Olmaya çalışmadan...
Bir düşünce havuzundan ibaret kalabilirim aslında?
Vücudum da bunu yapıyor belki. Diyor ki: "Yeter.", "Yavaşla."
Yavaşlıyorum. Mecburen. 
Bir zamanlar "ileride" dediğim her şey şimdi "bir zamanlar" olmuş gibi artık. Her şeyde bir sınır, her yerde engeller. 
Yapamam.
Denemem bile.
Hem zaten denemek umut ister.
Ben son zamanlarda umudu da tutamıyorum. 
Ama yine de sabah oluyor.
Birileri hala sabahın gelebileceğine inanıyor çünkü.

Bazen bir şey yazmak, yalnızca hâlâ anlatabiliyor olduğumu kendime hatırlatmak gibi geliyor. Bu da öyle bir yazı. Döne döne çalan da Mor ve Ötesi - Güneşi Beklerken. Aya İrini konseri versiyonu, evet.

Bir gün güneş son kez doğmuş olacak ve birileri yine, yeni bir güneş beklemeye devam edecek.