Medeniyetin ve toplu yaşamın gerektirdiği ihtiyaçları karşılamak adına bir ömrü heba ediyoruz. Bir taraftan idealist olup kurallara karşı durmaya çabalarken diğer yandan bakmışız ki bu kurallara hizmet ediyoruz. Zaman, kültür, toplum ya da aslında herhangi bir konu üzerinde düşünmek bile boşa bir çaba gibi geliyor bazen. Sonunda ölümün olduğu ve her şeyin bir gün biteceği düşüncesi bile bundan soğutabilir insanı. Her insanın kendini ayrı ayrı farklı ve önemliymiş gibi hissetmesi, anlam veremediğim konulardan biri. Fazla görmek ya da bilmek nasıl zarar verici insana aslında. Düşünce genişledikçe fiziksel dünyanın sınırlarıyla karşı karşıya kalıyor insan.
Yirmi yaşımı biraz geçtiğim şu zamanda ülkeden arkaya bakmamacasına kaçma fikri oldukça hakim, diğer deneyenler gibi; fakat düşününce dış dünyanın zorlukları geliyor aklıma ve stockholm sendromu yaşanıyor bir yerde, kararsızlık baş gösteriyor. Sanırım bir şeylere tutunma hissi, geçmişe duyulan özlem, gelecekten beklenen umut, bir parça mutlu eden bizi. Boşluk kaygısı zorlaştırıyor çünkü yaşamayı. Yıllarca buradan kurtulma hayaliyle yaşıyor, umduğumuz gibi gitmeyince de işler, umudu tekrar geldiğimiz yere bağlıyoruz. İnsan kendinden kaçamadığı sürece nerede olduğunun çokta bir önemi yok bence. Tüm problemimiz kendimizde/kendimizle çünkü ve bunu yok etmek bütün bir yaşamımızı alıyor.
