Düşündükçe ve çıkış yolu bulamadıkça derine batıyorum. İçim bağırırken susarak oturmayı kabullenemiyorum. Ama güzel konuşabilmek için de belli bir düzeyin üzerinde "mutlu" olmam gerekiyor. Sonuç, yine evrenden işaret bekleyen bir Hakan, müthiş! Bu nasıl bir girdap, durmadan çekiliyorum. Ama biliyor musun, kimseye kızamıyorum. Yapamıyorum yani, olmuyor. Kendime kızıyorum, kendimi harcıyor kendimi tüketiyorum. İletişim ruhun ilacı, bense ilacını kendi almaya korkan biriyim adeta. Hoş bu benzetme olası diğer tüm benzetmelerimi açıkta bırakıyor ama, neyse. Sizinle konuşmadıysam, konuşamadıysam bir şeyleri bozmaktan korkumdan. Sevgi ve korku çok da uyumlu bir ikili değil sanki, değil mi?