22 Temmuz 2024 Pazartesi

Her şey dahil

Her şeye dair, her şey dahil; aradığımız ne varsa içimizde. Her son ve her başlangıç, en başından en sonuna kadar bizimle.

Müzik iyidir: Hendyamps Studios: Beginning to End: Act IV (en altta gömülü halde var)

Kaçtığın gerçekler, içinde. Ne kadar koşarsan koş uzaklaşamayacağın her şey. Sen arınmış gibi yapsan da, temizmiş gibi yapsan da, istediğin kadar "mış gibi" de yapsan sen biliyorsun yine seni. Sor kendini onca insana, tanıdıklarına, tanımadıklarına, tanıdığını sandıklarına*, kendi sandıklarına... Sen yine sensin. En sert sözler de her zaman gerçeklerdir. Kim sana ne derse desin, sen inanmıyorsan boş. Kim aksini iddia etse de, düşünse de düşünsün, sen öyle düşünmüyorsan boş. İçindeki karanlığı dürtecek olan yine buluyor bir yolunu.

Kişi kendinden biliyor işi bazen gerçekten. Kendi duygularını, düşüncelerini başkalarına atayarak, üstüne onu yargılayarak yine kendine bir karanlık yaratıyor. Hayali senaryoları affedince de kendini de arınmış hissediyordur belki, kim bilir?

Tutturmuşuz kendimizi travmalarımıza, bozulduk biz diyip duruyoruz. Neden? Anlayış görmek için. Hak etmediğimizi düşündüğümüz (ya da belki de bildiğimiz) sevgiyi görmek için. Bize "ama"lar densin diye. "Öyle deme" desinler diye. Çekip çıkarsınlar bizi oradan diye. Bi' çıkalım da sonra onları oraya atalım diye bazen... Sonuçta küçükken de bizi bizden daha kötü durumda olanları göstererek teselli etmiyorlar mıydı? Belki o yüzden harcıyoruzdur birbirimizi? Silip atıyoruzdur onca zamanı ve gram hatır tutmuyoruzdur zihnimizde. 

Kelime seçimleri önemli şeyler. Planlanmamış her konuşmada, reaksiyon süreci dar her alanda öyle güzel analiz yapılıyor ki. Psikolojiyi siz hikaye anlatıcılığı mı sanıyordunuz? Ne anlattığınızın sadece önemli olduğunu? Hayır, nasıl anlattığınız daha büyük mesele. Ve biri sizi tanıdıkça daha çok şey anlıyor o seçtiğiniz kelimelerden, kurduğunuz cümlelerden ziyade. "Ben demiştim...", "Belliydi..." cümlelerini kurmaya hazır olun, bu sizi hiç mutlu etmeyecek olsa da.

Kelimelerle hayatımızı yönlendirmek demişken... "Ne gerek vardı?" güzel soru mesela, gerçekten. Yapabilecek o kadar şey varken, hiçbir şey yapmamak da daima bir tercih iken her hareketimiz daha anlamlı olmalı aslında. Bir şeyi "başlatmak" da "sürdürmek" de eylem gerektirir. "Ne gerek vardı ki şimdi?" diye sorun o yüzden. Güzel bir filtre hayata. Kimseye hiçbir şey borçlu değilken, aklınızın dengelerini bozmanın ne alemi var? Dönüp durup aynı noktaya seneler sonra dönecek bir zihin çok akıl karı değil. Öyle laps diye bir şey yapmamak lazım yani. Tesadüf dediğin her zaman "hoş bir tesadüf" olmayabilir. Hayatının altı üstünden gerçekten de daha kötü olabilir. Bilinmezliğe balıklama atlamamak lazım öyle. 

Saygı ve samimiyet arasında ince bir çizgi var mesela. Onu okumak lazım. Biri sizi siz fark etmeden tokat manyağı yapmış olabiliyor. Bir sabah çürük çarık içinde, içinizde kocaman bir boşluğa doğru sürüklenebilirsiniz mesela. Unutmak istedikleriniz yanında unutmamanız gerekenleri sürüklemeye başlayabilir. Rüyalarınız gibi hayatınız olduğuna "neredeyse" emin olduğunuz anları da hatırlamamaya başlayabilirsiniz. Neyse. Aklımda neler neler vardı da, unuttum onları da. 

Kafanızın içindeki öykülerinize sahip çıkın, ama çok da yoğunlaşmayın onlara. Gerçek hayat kaçıyor. Onlar da gidiyor zaten sonunda sizden, elinizden/dilinizden çıkan her kelime gibi.