20 Mayıs 2017 Cumartesi

Telefon çaldı, düşünce askıda kaldı


Gelmiş ilkbahar, çiçekler açmış, etraf yeşil, parklara taşan insanlar... Pek seviyorum baharları. Ben de sokağa attım kendimi. Planlamadım açıkçası nereye gittiğimi, saçımı başımı. Tüm gün evde oturmanın acısını çıkartmak içindi bu kaçış. Bir de yanıma aldığım müzikçalarım, tamamdır...   

Bir çift çıktı karşıma, utana sıkıla yürüyorlar. Biraz mahcupluk var yüzlerinde. Sanırım daha yenice birbirine açıldılar (Sarılsanıza!) topraktaki bir şeye takıldılar, eğildiler biraz daha birbirine yakınlaşarak. Neye baktılar seçemedim, gülüşüp geçtiler yanımdan. Gözüm kaydı toprağa, baktım ben de. Bir şey yoktu, belki de boş bir gönüle yoktu...

Uzun zaman önce oturduğumuz bir bank vardı, bu sefer yalnız oturdum ona. Yalnız olmaktı amacım yoksa çağırırdım seni, yani sanırım. Bir kaç şarkı daha dinledim. geleceği düşünmek istedim. Kalktım yine yürümeye başladım. Ayakkabım çamur oldu, kızmakla umursamamak arasında kaldım, kararsızlık kötü bir şey. Ya kızmışsındır ya kızmamışsındır, ne var bunda?   

Ağaçları bir sıraya göre dikmişler bunu fark ettim. Anket için birisi geldi bir şeyler dedi ama duymadım bile. (oysa düşündüğün gibi soğuk bir insan değilim, havamda değildim) Hızlandım biraz daha, bir yere yetişmeye çalışıyor gibi; kimseyi görmeden ve görülmemeye gayret ederek. Sevmiyorum yolun ortasında uzun uzadıya konuşanları zaten. Birer portatif sandalye olmalı bu tür insanlar için, böyle kenara oturup konuşmalılar. Aklımdan ne geçiyordu, o sırada benimle aynı şeyleri yapan insanlar var mıydı? Aynı olmasa da çok yakın, olamaz mı, olabilir.

O sırada ölen de vardı muhakkak, ağlayan bir çocuk da, pamuk şekere sevinen, vapurda çay içen, dünyanın öbür yüzünde sevişen, yavrularını besleyen bir kuş, küçük prensle tanışan, birasını yudumlayan, zar atan, hepsini aynı anda görmek istedim. Ve bir de geçmişte, herhangi bi' zamanda bir şeyleri başka türlü yapmış olsaydık dedim telefon çaldı. Düşünce askıda kaldı.