Yenilik tutundurmak zorlu bir süreç. Güzel bir başlangıç seçimi, aşamalı bir gelişim planı, motivasyon sağlayıcı seçimleri... Kilit tarihlerle başlayınca güzel oluyor gerçekten, ya da sadece "olacak gibi" oluyor. Yenilenen düzen ruhsal olarak da geçmişten koparıyor; sonuçta zihin berraklaşıyor, rahatlıyor... ama... evet yine bir ama.
Tekrar, tekrar, tekrar... Bu son olabilir mi? Daha ne çıkabilir diye de düşünmeden edemiyorum. Güçsüz hissetmekten yoruldum. Ne zaman kendim ayağa kalkıyor gibi hissetsem adeta bastırılıyorum yukarılardan. Ne istiyorsun benden? Neyi halletmem lazım önüme bakabilmem için? Düşünüyorum, neler yaptım, her hatamı didikliyorum. Kusursuz olma telaşım yok artık. Her gün daha iyiye, daha güzele de demeyeceğim. Sürerli bir olumlu değişim beklemiyorum. Sonuçta bir dolu gündelik telaş peşimizde dolanıyor, doğduğumuz günden beri. Belli kodlar dahilinde sıkışık bir şekilde yaşıyoruz. Sonra şu övündüğümüz zekamız giriyor devreye. Oysa insanın zeki bir varlık olmasının kendisi bir hastalık. Neleri yapabileceğimizi hayal ediyor, ama o şeyi yapamıyoruz; acziyetimizi fark ediyoruz. Büyük hayaller altında ezilip potansiyellerimizin çok altında hayatlar yaşıyoruz. Belki de sosyal açıdan erken doğmamızın bir sonucudur bu. Kolay şekil alıp çok hatalar yapıyoruz, çünkü hazır değiliz. Şansını çoktan kaybetmiş bir kitle de kendi hayatlarına etki edemeyip başka hayatlara etki etme telaşında.