26 Mart 2021 Cuma

Kendime terapi

Hiçbir şeyin geçmesine izin vermezken zamanı üçe bölebilir miyiz? Yok, şimdi her şeyin daima mevcut olduğu ve zamanın lineer olmadığını tartışmaya başlarsak; zamanı uzay-zaman boyutu olarak göreceksek ve zamanda da mekandaki gibi yayıldığımızı düşüneceksek ayrı bir döngüye gireceğiz, onu bir kenara bırakalım olur mu? Ehem, ne diyordum. Toplayıcı bir zihne sahipken, bir şeylerin geçmesine izin vermezken zamanı üçe bölemeyiz. Bugünümüzü ve dolayısıyla geleceğimizi etkileyen her şeye geçmişimize göre karar veriyorsak, aslında seçimlerimizi ve ihtimallerimizi çoktan belirlediğimiz “sözde geleceğe” tanık oluyor oluruz.
 
Zaten geçen sene de…
Geldim zaten kaç yaşına…
Aynısı olacak zaten…
Ya zaten ne bekliyordun, sen ki…
ve daha niceleri.


Kayboluyor insan, ait olamıyor hiçbir yere ya da hiçbir zamana. Hep bir arayış hali. Hoş “ait olmak” nedir ya, yazarken rahatsız oldum şimdi. Denerken rahatsız olmadım, ama dışımdan söyleyince anlıyor insan bazı şeyleri. Her şeye, herkese, her gruba ait olmayı denedim, ve ayrılmamayı asla; dışarıdaki her şeyle bağlantı kurmaya çalıştım, ama içime bakmadım, kendimi anlamaya çalışmadım. Kendimi anlatamıyorum bazen başkalarına, kendime anlatabilirim ama değil mi? Sonuçta kendimle konuşurken kendimi yanlış anlatamam, kendimi yanlış anlayamam, dediklerimden başka anlamlar çıkartılamaz, tonlamam sorun olmaz ve sert konuşmuş gibi olamam. Sert mi benim mizacım? Sert biri miyim ben? Yoksa bu da mı bana söylenen bir şey. Sert biri değilim gibi de hissediyorum, bunlar hep kelimelerin etkisi. Kelimeleri suçlarken derdimi kelimelerle anlatmaya çalışıyor olmam da biraz ironik oldu ama, neyse.
 
Dünü dünde bırak yad etme, gelmemiş çığlığı feryat etme, dün bugün yarın hepsi hayal, sen iyisi mi bugünü berbat etme” | Ömer Hayyam
 
Zamanı üçe bölmek geçmişi bırakabilmekle mümkün anca. Ama bu zaman zaman bütünlüğünü bozacak, kendini tanımlayan özellikleri değiştirecek ve aynı hatalara tekrar tekrar düşecek gibi hissettiriyor. Tehlike anında bir uyarı çıkarma seçeneği bu zorluk seviyesinde kullanılamıyor sanırım. Tek kat beyaz nasıl yetersiz kalabiliyorsa bazı karanlıkları örtmeye, burada da basit söylemler iyileştiremiyor kişiyi. Peki doğru yönteme nasıl karar verilecek?
 
İnsan bilmediğini bildiklerine benzetme eğiliminde. En başa dönersek öğrenmenin kendisi de benzetmelerden başlıyor zaten. Ama benzeterek her şeyi anlayabilir miyiz, daha doğrusu doğru bağları her defasında kurabilir miyiz? Karşımızdakinin düşüncelerini, motivasyonlarını ve hayallerini anlayabilir miyiz gerçekten? Cevap çoğunlukla hayır. Kolaya kaçmanın cezasını çekiyoruz.  Anlamaya çalışırken kendi bataklığımıza battıkça batıyoruz. Duyduklarımdan çok duyamadıklarıma odaklandım hep. Kötü her ihtimale, bıktırmaya ve soğutmaya karşı böldüm kendimi ikiye. Ama yarım bir ben yeter mi ki? Yetmezmişim. Zihnimdeki tanımlar bunu gerektiriyordu, öyle yaşamıştım. Hatam gösterildi/anlatıldı ama sonunda. Hoş zaten “güçlü” durma telaşımı bıraktım bu süreçte ben de. Hatta o kadar bıraktım ki bu sefer “bana acıyorlar mı?” demeye başladım. Evet, yeniden başlıyoruz; ama bu kez ters taraftan.
 
Bir çember daha daraltıyor ve bir kat daha çıkıyorum ruhumun üstüme. Uzaklardan bakıyor, yarını düşünmüyor ve planlamıyorum. Sözde güzel yarınlar için bugün istemediğim şeyleri kendime dayatmıyorum. Bazen uyumak için, bazen unutmak için yatıyor; yeni bir son gün sanrısına uyanıyorum. Hareketlenelim o halde, sınırlarımızı bilelim, istediğimiz gibi yaşayabilmiş gibi yapalım. Geçmişi bir yük değil de güç olarak görürsek hem, artık sadece yükseleceğiz diyemez miyiz? Ve gerimizde istediğimiz gibi yaşadığımız bir hayat bırakmaya başlamaz mıyız?
 
Bazı insanlar “yükselmek” için acımasızlaşıyor, tanıdığı tanımadığı herkesi ezmeye başlıyor; devam etsinler çevreleriyle beraber kendilerini harcamaya. Başarının bir şeyleri yok ederek elde edileceğini sanmak ne kadar garip, ne kadar bencilce hatta. Sonunda hepiniz sadece kendiniz için yaşıyorsunuz, farklı farklı bahaneler ile bunu maskeliyorsunuz o kadar. Ben de günüm gelene kadar size göre bir maske ile aranızda dolaşacağım. Bakalım bu perdede neler olacak?
 
Geçmişin penceresi cereyan yapıyor yürekte, hasta ediyor yarınına bakmak isteyeni. Ne bugünü yaşatıyor ne yarını mümkün kılıyor. Susmayalım asla artık, zaten fark etmemiş miydik, susmanın en büyük yalnızlık olduğunu? Susman gereken yere de kendi kendine karar verme artık, susman istenirse susarsın. Zaten yaşamak ruhun bedeni sahiplendiği belirsiz bir zaman dilimi, sınırlarını bilmeden plan yapmanın alemi var mı?
 
Durma, konuş!
Durma, sev!
Durma, yaşa!

 
Tekrar düşmek yok! Tekrar "Acaba?"lar ile kendimi yalnızlaştırmaya, unutturmaya çalışmak yok! Yeniden başlamaya ve yaşamaya kararlıyım. Bir destek sarılmanızı alırım bu arada. Şey, uzuuun zamandır uzağım da o kavrama virüs falan da malumunuz. Hem her yarayı saran zaman değil sevdi değil miydi? Kim bilir, yeterince iyi bir çocuk olursam belki? 
 
Zaman zaman gelip ekleyerek gittiğim “Kendime Terapi” tadında bir yazı oldu. Onlarca konuşma yaptım, onlarca kez ağladım, nice şeyin farkına vardım, çokça kendimi de harcadım ama sonunda kalktım. Yazmak da iyi geldi bu süreçte yaşadıklarım da. Peki şimdi ne yapacağım?
 
Hayaller kuracağım
Çok güleceğim
Çok seveceğim
 
(Yapamadı)