İnsan hazır olmadığını duyamıyor, anlayamıyor, bunu anladım alttaki replik tekrar karşıma çıkınca.
"İnsan kelimelerin peşine düşerken elinden kaçırdığı bir hayat olduğunu ne zaman anlar? Ya anladığında, o hayat geri dönülemeyecek kadar uzaktaysa ne hisseder?" (The Words, 2012)
Neden atladım bu ifadeyi diye düşündüm. Direkt kimseye bağlanamadığım için filmde belki de. Ama yukarıdaki ifadeyi görünce bir kez daha izledim. Hayatın seçimlerde ibaret oluşu, bazen bir yalan ile hayatın bir süreliğine de olsa nasıl ilerleyebileceğini ve insan ruhunun o yalana nasıl muhtaç kalabileceği... Etrafta yanlışlarla başarılarını kuran insanları gördükçe insan "Ne olacak ki?" diyor evet, ama doğru değil işte. Yıkılmaya da mahkum geliyor böyle kurulan her şey bana. Evet, anlıyorum, çok daha basit belki bizim karşımıza çıkanlar; ama (en azından hayatımızın merkezine neyi koyduğumuza göre) bir o kadar etkinler. Düşünmeden edemiyorum. Dürüst olmasam şu gün daha mı iyi olurdu demeden edemiyorum. Toparlanır mıydı bir şeyler, yoksa şimdiye çok daha feci bir hale mi gelirdi. Asla bilemeyeceğim bunu, hatta sorabilecek miyim onu bile bilmiyorum. Bazı şeylere en başından başlamak istiyorum, ama başlayamıyorum.
Sıkıldım, gerçekten sıkıldım. Genellemeler arasından konuşmaya çalışmaktan da sıkıldım, bir şeyleri düzeltmeye çalışırken bozmaktan korkmaktan kendimi döngülere sokmaktan da. Hata aramaktan, düşüncelerimden ve daha vahimi duygularımdan dolayı kendimden bile özür dilemekten yoruldum. "Bu yanlış mı?" diye danışmaktan da yoruldum. Değil. Bunun yanlışı olmaz. Buradaki pek çok şeyi bir ideaya yazdım uzun uzun. Hayallere, düşüncelere, geleceğe. Zamanla kendi yazdıklarım bana da daha anlamlı gelmeye başladı. Hayallerim netleşmeye, hayatım anlamlanmaya... Kurduğum ve kurmak istediğim tüm cümlelerin yönü belli. Satır aralarından sesleniyorum sana, duyuyor musun?