Önce müzik: Zbigniew Preisner - To Know (en altta YouTube videosu olarak da var)
Jack Gilbert'in bir şiiri ile giriş yapalım, taşıran son damla olarak burası onun hakkı.
Jack Gilbert'in bir şiiri ile giriş yapalım, taşıran son damla olarak burası onun hakkı.
Kalbi anlamak için kalbin bildiklerini sökmedik mi?
Ancak sabahı yeniden tanımladıktan sonra kavuşmadık mı, karanlık gecelerin ardındaki sabaha?
Tek bir yıldızı görmek için,
Gerçeği yaşayışımızı değiştirmek için zihnimizin "çağırdıklarını" yönetebilmemiz gerekiyor, inanışlara değil gerçeklere bağlanmamız. Dolayısıyla yeni bir ben yaratmak için önce eskisini dökmemiz gerekiyor. Toplumun yargılarından, bizi ezen standartlardan ve hapsolduğumuz sıfatlardan kurtulmamız gerekiyor.
Anlamak için sorgulamaktan çekinmemeliyiz inanışlarımızı, yargılarımızı, davranışlarımızı.
Hatta kalbimizi, sabahı ve bütün takımyıldızlarını.
Hatta kalbimizi, sabahı ve bütün takımyıldızlarını.
Umarım siz zorunda kalmadan başlayabilirsiniz sürecinize, bir miladı 10'dan geriye saymadan seçebilirsiniz. Evet, dalga da geçsem korkuyordum ve evet hala korkuyorum. İlet(iş)im çağında iletimden ibaretliği eleştirmiştim, biraz da ondan dolayı "artık yeter" demiştim ama dün Ulus Baker'in şu sözüne rastladım
“Yazmak iletişim kurmak değil direnmektir.” (Harakiri Fil Dergisi: Sayı 14)
Kısmi olarak okumalarını yapmıştım. Kullandığı dayanakları önce özümsemem gerektiğini düşünüp yolumu dolaylamıştım sonra. Yolun sonunun algımı açacağına inancımı arttırdı bu tek cümle bile. Hep içimi biraz da birilerine döktüğümü sanıyordum. Karşılıklı oturunca bahsedemeyeceğime inandığım düşünceleri yığıyordum buraya. "Ne dönüyor bunun kafasında" diyenler belki bakar diye, biraz da "Sosyal medyanın aşırı mutlu tonundan ibaret canlılar değiliz hepimiz" diyebilmek için. Tökezleyene, anlatamayana da hep yazmayı önerdim. Kimsenin okumayacağı bir yere de olur, zor bulunacak bir yere de; ama illa yazmayı. Bunun kısaca direniş olarak açıklanabileceğini hiç düşünmemiştim. Bundan sonra özellikle bu sözünü kullanacağım kesin, kısa zamanda daha çok aydınlanmak dileğiyle. Işıklar içinde uyu güzel insan.
Buradan tekrar okurken tekrar zihnimde 37 varyasyonu geçen bir Oğuz Atay alıntısına geçmek istiyorum. Tehlikeli Oyunlar denince aklınıza gelen o kısım, evet.
Sevgili Bilge,
Bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. Ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanmadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı. Sana, durup dururken yazmak zorunda kalmasaydım. Bütün meselelerden kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de.
Bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. Ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanmadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı. Sana, durup dururken yazmak zorunda kalmasaydım. Bütün meselelerden kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de.
Bir metnin bir kısmını alıp zihinde döndürebiliyorsanız, işte o zaman ruhunuza dokunduğunu anlıyorsunuz yazılanların (ve birilerinin). Güzel bir his bu, bir o kadar da acı verici. Hem yalnız olmadığınızı hissettiğiniz hem de gerçekten de yalnız olduğunuzu anladığınız o an.
Ben iyi değilim Bilge, seni son gördüğüm günden beri gözüme uyku girmiyor diyebilseydim. Gerçekten de o günden beri gözüme uyku girmeseydi. Hiç olmazsa arkamda kalan bütün köprüleri yıktım ve şimdi geri dönmek istiyorum, ya da dönüyorum cinsinden bir yenilgiye sığınabilseydim.
Ben iyi değilim Bilge, seni son gördüğüm günden beri gözüme uyku girmiyor diyebilseydim. Gerçekten de o günden beri gözüme uyku girmeseydi. Hiç olmazsa arkamda kalan bütün köprüleri yıktım ve şimdi geri dönmek istiyorum, ya da dönüyorum cinsinden bir yenilgiye sığınabilseydim.
Farkındalık ve çaresizlik bir arada hiç güzel gitmiyor. Belki de gerçekten de bazı insanlar bazı şeyleri hayatlarıyla ortaya koyamıyordur, bilemiyorum.
Yüzeye çıktım ama hala boğuluyorum.