Bir şey var, adını koyamadığım.
Kırılmaktan öte, parçalanmak gibi.
Toplamaya çalıştıkça dağılıyor...
Dağılıyorum.
Bir şey var, halledemiyorum.
- Turgut Uyar
Şiire düşer misiniz arada? Düşmek derken, L&M tipi bir dille düşmek. Yoksa ancak bazen* o derinliğe erişebiliyoruz bence. Anlatabilmek ile anlatamamak arasında kalınca, anlayamayınca en çok da kendini bir ayrı güzel oluyorlar. Acı verseler bile, aynen. Kırılmak kelimesi üzerinde duruyorum bir süredir. Kırıldım mı diyorum. Basit kalıyor kelime, o edilgen yapı acıyı da bölüyormuş gibi geliyor kulağa ama biri kırılır, biri kırar. Parçalamak desek zalimce geliyor kulağa bu sefer de. Parçalandı/kırıldı, o kişileri güçsüz gösteriyor bir yerde, darbenin şiddetini anlat(a)mıyor asla. Neyse, kelime kelime gitmemeliyim sanırım...
Bazen... Değil bazen, bir şeyleri direkt gruplamaya çalışmanın alemi yok. Öyle bir his ki, toparlayamıyorum. Onca şey yaşadım sanıyordum, yaşamamışım. Ve, YAŞAMAMIŞIM ya! Bunu beyin kabul etmiyor biliyor musun? Savaşmaya çalışıyor, onca anıyla, onca anla, onca sözle; savaşmaya çalışıyor; başaramıyor. Acıya acıya biraz azaltmaya çalışıyor, olmuyor. Acıyı acıya kırdırmaya çalışıyor, olmuyor. Kızmaya çalışıyor, kızamıyor. Öfkeden yürümek, her şeyi yakmak istiyor, yakamıyor. Kıyamıyor. Yine kendine kızıyor. Kendine acıyor. Zihnine olasılıklar ağaçlarından onlarcasını aynı anda ekiyor.
Gelecek korkusunu anlıyorum. Gelecekte daima korkunç bir yan var, bir bilinmezlik. Ama geçmiş, geçmiş sabit kalıyordu değil mi? Kalamıyor işte. O da elden kayıp gidiyor, o da parçalanıyor, o da dağılıyor. Tutmaya çalıştığın anlar silindikçe de tutunamıyorsun. Şimdi ne yapmalıyım diye düşünüyorsun. "Peki ya şu?" diye onca ara sorgulamasının altında, onca sesin ortasında sağır oluyorsun adeta. Ne doğru düzgün düşünebiliyorsun ne de sessizliği sağlayabiliyorsun.
Uyuyamıyorum. Susmuyorlar. Ne yapmam lazım bilmiyorum. Doğru ne, bilmiyorum. Sıçarlar doğrusuna da bencilleşmemeye de demek istiyorum sonra bir sen üzgünken şu an, o da mı üzülsün istiyorsun diye kızıyorum kendime. "Dürüstlük", "kendine değer vermek", "sesleri* susturmak" mı yoksa "henüz delirmedin, sus", "o üzülmesin", "bir faydası yok artık" mı?
İnsan gerçekten "gerekince" ya da "yapamayınca" uyumuyormuş. Uyumayı unuttum. Nasıl uykuya dalıyorduk unuttum. Saçma yerlerde yorgunluktan kendimden geçebiliyorum artık. Bir evin kilitli bir odasında, kafasındaki sesleri susturmak için daima müzik dinlemek biraz güçsüz de bir davranış di mi? Tükenmiş bir davranıştır belki.
Hayatta tutunabildiğim bir şey yok artık.
Soru işaretleri o ünlemlerden, noktalardan falan çok daha keskin, çok daha tehlikeli. Bir cümle, bir bağrış seni nereden kesiyor görüyorsun, anlıyorsun. Ama soru işaretleri iç kanamaya yol açıyor.