14 Haziran 2013 Cuma

Bu da gerçek doğum kadar, değil mi?

Yavaş yavaş gelir ya sinsice, ilk önce anlamazsın sonra birer birer görürsün değişiklikleri yüzünde. Zayıflar, erir, dökülür, biter ve gider. Acımasın kimse, bakmasın öyle, teselli de etmesin. Bu da gerçek doğum kadar, değil mi? İrdelemek zor olsa da ilk önce, geçiyor aylar yıllar. Alışıyor bünye, ama hiç akıldan çıkmıyor, her hatıra canlanıyor... "Bu şarkıyı severdi", "Bu şekilde seslenirdi", "Buna kızardı en çok", "Bir keresinde..." diye başlayan cümleler kurarsın içinden/dışından. Kimisi için bir anı bile yoktur ki çok daha acısı karışan anılar...

8 Haziran 2013 Cumartesi

Lütfen bana söyler misin, ne oldu? Bize ne oldu?

Bazı bazı hayat: (Ali'nin Sekiz Günü filminden)

+ Özür dilerim, size bir şey sorabilir miyim?

– Hayat neden bu kadar zalim? İnsanlar... İnsanlar neden bu kadar zalim? Yaşamak neden bu kadar zor ve bu kadar güzel, ve vazgeçilmez? Peki insanların birbirlerini anlamamak için bu büyük çabası neden? Karım... Karım bana çok kızıyor. Ona istediği gibi bir hayat sunamadığım için. İstediği gibi bir adam olamadığım için. Çocuklarım, çocuklarım da bana kızıyor; onlara bilgisayar, elbise, ayakkabı, araba alamadığım için. Patronum, patronum sürekli alaycı bakışlarla beni izleyerek ne kadar işe yaramaz bir adam olduğumu günün her saatinde bana hatırlatıyor. O da bana çok kızıyor, çünkü ona çok para kazandıramadığım için. Dostlarım, arkadaşlarım akrabalarım, beni adam yerine bile koymuyorlar. Onlar da bana kızıyor, onların istediği gibi bir adam olmadığım için. Onları yemeğe götürmediğim için, onlara borç veremediğim için, onlara ayak bağı olduğum için, onların eğlendiği gibi eğlenemediğim için. Devlet, devlet de bana kızıyor; daha çok vergi veremediğim için, arada bir ne oluyor diye sorduğum için, yanlış partiye oy verdiğim için. Biliyor musun, her tarafım kanıyor, acılar içindeyim. Çürüyorum. Onların istediği gibi bir adam olmak istiyorum, ama beceremiyorum. Dostlarıma, akrabalarıma, patronuma, karıma, çocuklarıma üzgünüm diyorum, sizin istediğiniz gibi bir adam olamadığım için özür dilerim diyorum duymuyorlar. Acılarımı kederlerimi sıkıntılarımı anlatıyorum dinlemiyorlar. Ben, ben. Bana yardım edin diyorum kaçıyorlar. Gelin biraz konuşalım diyorum masayı terk ediyorlar. Ölüyorum ben diyorum ne zaman öleceksin diye soruyorlar. Lütfen bana söyler misin, ne oldu? Bize ne oldu? Eskiden böyle değildi, şimdi ne oldu? Neden insanların artık bir takım duygulara ve düşüncelere prim verecek zamanları yok? Neden bu kadar hızla koşuyorlar? Neden bir an bile olsa durup hayatın insanın evrenin anlamı üzerine düşünmüyorlar. Ben acılarımı sıkıntılarımı kederlerimi onlara anlatırken neden beni dinlemiyorlar? Benim bütün bu düşlerim, arzularım, hayata dair imdat çığlığım onlara neden sahte geliyor, sahici gelmiyor, samimi gelmiyor? Neden, neden... Neden söyle bana? Neden, neden... Ne olur bana yardım et! Yardım et bana... Lütfen... Lütfen... Neden beni bu halimle kabul edip aralarına almıyorlar? Neden beni sevmeleri için sürekli inanmadığım halde onların ilgisini çekip onlarla konuşmak zorundayım? Neden egom olmak zorunda? Neden onların arasında bencil olmak durumundayım? Neden var olabilmek için rekabet etmek zorundayım? Lütfen, lütfen bana yardım et. Bana hayatta yaşamanın sırrını söyle. Bak biliyorsan eğer, bana o yolu göster, lütfen. Çünkü ben artık yalnız yaşamak istemiyorum. Bana hayatta yaşayabilmem için güç ver. Neden ben hayatta yaşamayı beceremiyorum, lütfen bana yardım et... Lütfen… Özür dilerim, özür dilerim, beni bağışlayın kendi derdimle sizi üzdüm... Özür dilerim, özür dilerim, özür dilerim...

Link: https://www.youtube.com/watch?v=3gJoX14UAm0