31 Ağustos 2021 Salı

Kesikli nefesler

Aldığım nefesler kesiliyor, verdiklerim ise hiçliğe karışıyor. Susamıyorum, duramıyorum ama konuşamıyorum da. Defalarca yazıp defalarca siliyorum. Ellerim titriyor, en basit kelimelerde bile sesim titriyor, ruhum titriyor. Paylaşamıyorum, bir bakıma istemiyorum da. Mecburen yaşıyorum bazen, aksini beceremediğim için sadece. Karanlıktan boğuluyor ama ışığa da erişmeye çalışmak istemiyorum; o kadar uzak geliyor ki bazen... Bekledikçe bekliyorum, sabahlı olmayan geceler boyu düşünüyorum. Yere düşersiniz hani, kalkmanızdır normal olan; işte kalkmak istemiyorum ben. Sadece saatlerce ağlamak istiyorum. Bunun için de burası çok ideal bence; konuşmaktan daha kolay, daha zamansız, beklentisiz. Hafızası mükemmel bir arkadaş adeta. Hem bir şeyi unutmasını isteyebiliyoruz da, siliyoruz yazıyı ve hooop gitti... Keşke hayat da bu kadar kolay olsaydı.

5 Ağustos 2021 Perşembe

Ne diyordum...

Neyse, ne diyordum... Hayal gücüm fena değildir. Durağanlaştırdığım hayatıma da bir renk, bir hareket katıyor. Ama işte hayat da bazen hayal gücümü çok geride bırakıyor. Asla düşünemeyeceğim şeyler olabiliyor, zaman tam ortasından kırılabiliyor; zihninin en derinlerinde kalmış, ihtimal bile veremeden geçeceğin şeyler yaşanabiliyor. Hayat yepyeni bir anlam kazanıyor sonra ve yaşanan onca korkunç şeye gerçekten içten bir şekilde "Olsun, bugüne, bu ana gelmeme vesile oldular ya..." diyebiliyorsun. "En" algısı tamamen değişiyor. Öncelikler, istekler, hayaller... Hayat çok daha farklı, çok daha dolu, çok daha güzel yaşanıyor. Zamansız gülümsemeler, ufak heyecanlar, huzur... Sonra başka başka düşünceler, kendi kendine koyulan kurallar, doğru olma kaygısı falan... Her güzel şeyin sonu var mıdır gerçekten, yoksa yaşanmış kötü olaylar bizi sona şartladığından dolayı mı kaçırırız hayatımızdaki güzel şeyleri? Bilmiyorum. Hayat mı kaçıyor, ben mi kaçırıyorum bilmiyorum. "Kaçtı" demenin de kolaya kaçmak olduğunu biliyorum, insanın her zaman çalışması gerektiğini. Kendimle çok konuşuyorum, çok sorguluyorum her şeyi, bazen de çok korkuyorum. "Ben olsam" demek her zaman doğruya ulaştırmıyor ne yazık ki. Korkularım dünyamı mahvedebiliyor, hayatımdaki en parlak rengin önüne perde de çekebiliyor. 77 dakika 52 saniye bu arada, son bir senedeki en iyi hissettiğim sürenin uzunluğu. Hiç daha iyi hissetmedim, net. Çok düşündüm üzerine de, yok. Sonrası sonsuz karanlık demek istedim şimdi, ama bu bir kural mı dersen değil sanırım, olmasın lütfen, bilemiyorum. Doğruyu bilemiyorum. Bazen her şey benimle ilgili gibi mi davranıyorum diyorum, kabul ediyorum, bu sanrıyı/düşünceyi doğurabilecek davranışlar da sergiliyorum bazen (üzerine düşününce yani) ama aslında tam tersi. Bir şeylerin bozulmasına korkmaktan, daima bir anlam arayışından "garip" anlamlar çıkmasına yol açabiliyorum. Bu arada güzel sandığım bazı şeyler de "garip" bulunuyor mesela. Belki de herkese istisnasız aynı davrandığım düşünüldüğü için de "garip" duruyor olabilir bazı şeyler, kabul, öyle olsa garip olurdu. Ama öyle değil ya...