8 Temmuz 2021 Perşembe

Travmalar

Hayatınızdaki her şeyi kontrol etmeye çalışıyor, dönem dönem her şeyden uzaklaşıyor, bazen de aşırı tepkiler verdiğinizi fark ediyor olabilirsiniz. Bu dönemleri anlamlandıramıyor ama geçeceği için pek önemsemiyor da olabilirsiniz, ama bunlar bastırılan bir iç savaşın sonuçları aslında. Temel duyguların baskılanması ciddi anlamda enerji tüketen bir şey ve amaçlarımızla aramızdaki en büyük engel. Daimi yorgunluğumuzun ve  motivasyon eksikliğimizin temel nedeni. Tükenen bir beden nasıl mı tepki verir? Baş ağrıları, kas ağrıları, genel bir yapamayış hali ve irrasyonel davranışlar. Evet, insanlara olan sinirimizin de bozulan ilişkilerimizin de nedeni bastırılanlar. Hep aynı savaşlar, farklı farklı yüzler... İletişim problemleri geçmişten (ya da daha doğrusu geçmemişten) gelir. Korktuğun, kızdığın ya da üzüldüğün o an düşün, daha önce ne zaman böyle hissetmiştin? Yaralarımızı bilmesek de taşımaya devam ediyoruz. Hatta bu yaralar sadece yaşanmışlardan değil yaşanmamışlardan da geliyor. Dostoyevski'nin de dediği gibi:

Aslında insanı en çok acıtan şey, hayal kırıklıkları değil; yaşanması mümkünken yaşayamadığı mutluluklardır.

Güçlü yanlarımızdan bahsetmeyi severken yoksunluğu konuşmaya korkuyoruz. Yogadan, özbakımdan, özsevgiden bahsetmek herkes tarafından kabul edilen şeyler iken kendimizi kaybetmekten, intihar düşüncesinden, manik ataklardan konuşmaya çekiniyor, bunlardan kaçınıyoruz. Problem tam da burada baş gösteriyor. Güç, sessiz kalarak saklanmakta değil, üzüntümüzü açığa çıkarmakla mümkün. Tetikleyicilerden kaçınmak iyileşmek değildir. İyileşmek tetiklenince olayın/durumun üzerine giderek sağlanır ancak. 

Peki sorunumuz ne? Toksik utanç mı mesela? Sürekli bir değersiz hissetme halimiz mi var? Güçlü bir utanç duygusu olaylar/durumlar karşısında donmamıza, onlardan kaçmamıza ya da onlarla kavga etmemize mi yol açıyor? Ya da derin bir suçluluk duygusuna mı sahibiz? "Hata yaptım, yanlış yaptım." diyerek her hareketimizden pişman mı oluyoruz? Ya da kendimizi bir hata olarak gördüğümüz bir mahcubiyet haline mi sahibiz? Çözmek için öncelikle belirlememiz gerekiyor sorunumuzu, bunun için de konuşmak aslında. Bunu söylemek/önermek kolay olan tabii. Sorunlarını paylaş(a)mayan ve hakkında hiçbir fikrimizin olmadığı şeylerle savaşan pek çok yakınımız var hepimizin. Bu paylaşımsızlık durumu kişilere hatanın kaynağı olduğu düşüncesini ekiyor ve içten içe yalnızlaştırıyor. Yalnızlık etrafında insanların olup olmaması ile ilgili değil nihayetinde, kişi kendi için önemli şeyleri konuşamıyorsa yalnızdır. Bu yüzden bir partner ya da arkadaş kişiyi yalnızlığından kurtaramayabilir. Karanlığımızı paylaşmaya çekiniyoruz, insanlarla sözde bağlarımızın kopmasından korkuyoruz. Oysa nasıl hissettiğinizi söylemek gerçek bir bağı mahvetmez, mahvolanlar zaten zayıf ve yetersiz olanlardır. Susmak insanı hayattan koparacak kadar güçlü bir ceza, Frida Kahlo'dan gelsin bu sefer:

İnsan, diyorum; öyle durduk yere soğumuyor hayattan ve insandan. Susuyor ve sustukça biriktiriyor ve sonra ya içindekileri haykırıyor ya da sessizce uzaklaşıyor... Herkesten ve her şeyden...

Peki paylaşan birine nasıl davranacağız, ne diyebiliriz ki? Biz bunun eğitimini almadık (çoğumuz en azından). Yardım istemek, paylaşmak kolay süreçler değil, çünkü toplum genel olarak tersine meyilli. Bu durumda bu cesareti göstermiş biri genellikle akıl istemez, destek ister. Bilinen gerçekleri tekrar tekrar söylemek akla hakaret gibi bile gelebilir, o yüzden akla direkt gelebilecek "çözümler" yerine destekleyici ifadeler kurmalıyız. Hatta kriz anları dışında da birbirimizi desteklediğimizi neden hatırlatmayalım? 

- Senden vazgeçmedim/vazgeçmeyeceğim.
- Arkadaşın olduğum için mutluyum.
- Ne diyeceğimi bilmiyorum ama buradayım.
- İstediğin kadar zaman senin olsun, ben hep burada olacağım.
- Seni seviyorum.

Pek çoğumuz bir noktada kırılmış ruhlara sahibiz ve daimi bir mücadele içindeyiz kendimizle. Farkımız sonrasındaki davranışlarımızda saklı aslında, Nikita Gill'in aşağıdaki sözünü nedense düşünmeden edemiyorum. Çevirisini yeterince güçlü bulmadığım için aslını ekledim.

If you have been brutally broken, but still have the courage to be gentle to others then you deserve a love deeper than the ocean itself.

Kişinin ayağa kendisinin kalkması elbette çok güzel bir şey ama şart değil. Birlikte daha güçlüyüz. Sevelim, sevilelim ki çıksın tüm karanlıklar aydınlığa! Set çekmeyelim sevdiklerimizle aramıza, destekleyelim birbirimizi. Hem biz de hükmen iyi oluruz sevdiklerimiz iyi olunca! (Bir yazımı daha sevgi pıtırcığı gibi mi bitirdim ben? Belki de öyleyimdir.)