Siz sorunun kaynağını adınız gibi bilirken malumu beklediniz mi? Ben biraz öyle yaptım.
Tek gerçek tanrısızın tanrı olmasını kendine yediremeyen birinin birbiriyle alakasız cümleleri.
11 Ağustos 2018 Cumartesi
20 Temmuz 2018 Cuma
Bir kere de o yazsın
"Sus, biraz daha..." dedi kendine. Uzun süre konuşmayınca bir süre asıl sesine ulaşamamak gerçekten olan bir şey miydi sahi? Halbuki istemsiz denemişti bunu defalarca, kendi kendine söylenmeseydi belki ulaşabilirdi o eşiğe. Konuştukça eline ne geçmişti ki o güne kadar? Terazide kesinlikle eksileri ağır basardı konuşmasının. Rezillik çıkarmaktan başka işe yaramıyor diye düşündü. Bazen daha dramatik bir hayat istiyordu, belki de ilgi istemesinin bir sonucuydu. Mesela dilsiz olsaydı insanlar onunla iletişim kurmayı daha çok ister miydi? Hem sevmediği sesine asla katlanmaz, zevkle yazı dilinden ilerleyebilirdi, zira söylediği anda pişman olduklarından çok bıkmıştı. Bazen arkadaş sanrılarına paragraflarca yazı yazardı, ikisine dair aklında ne düşünce varsa dökerdi ortaya, sonunda elbet bir gelecek korkusu ve soru olurdu "biz ilerde nasıl şeyler yaparız?" tadında. Sonra silerdi elbet. Ne zaman geleceği düşünse, dünden bugüne yitirdikleri gelirdi aklına. Yarına dair nice soru yöneltilen bugüne kadar bile gelememişti. "Sahi neden?" dedi. O kadar büyük bir zehir mi saçıyordu etrafa? Yalnızlık hissini başlatan ilk şımarıklığı idi aslında. Herkese her mutlu anında yazıp, her mutsuz anlarında teselli vermeden, "Bir kere de o yazsın."a geçtiği gün kaybetmişti aslında. O mesaj asla gelmemişti. Hala da gelmiyordu. Yitip giden sanrılarının ardından az ağlamadı, şımarıklık hakkını da feragat ettiği tüm güzel şeylerle beraber rafa kaldırdı. Sessizliği huzur sandı, yok olmaktan korkmasına rağmen kendini yokluğa en yakın konuma koydu ve malum olanı beklemeye başladı.
26 Haziran 2018 Salı
Her şeyin bir kaçışı var değil mi?
Her şeyin bir kaçışı var değil mi hayatta? Sabah sadece kaçmak istedim, rüyalarımdan da gerçeklerimden de neyden olduğunu düşünmeden sadece kaçmak. Aşklardan, sevdalardan, insanlardan, yaşamdan, düşlerden. Hep bir kaçış vardır... Sen de çok yaparsın bu kaçışı... Düşlerini bırakırsın bir yerlere şimdi sırası değil dersin... Sevdalarını aşklarını bırakırsın beklemeye, senin daha önemli işlerin(!) vardır çünkü...
14 Haziran 2018 Perşembe
Yokluğunu rüzgara bıraktım…
Denizlerim kurusa da, yağmurlarım yağmasa da, ormanlarım çöle dönse de gülüşün okşarken ruhumu hiçbir şeyi umursamıyorum.. Senin yokluğunda kabarıyor denizlerim, artıyor gelgitlerim, öfkem dinmeyen kasırgaya dönüyor, üçe ayrılıyorum sanki ruhum bir yana yüreğim bir yana bedenim bir kıyıya savruluyor yokluğunun kasırgasında. Hiçbir şey avutmuyor beni, yokluğunda.
Yokluğunu rüzgara bıraktım, savruluyorum.
9 Haziran 2018 Cumartesi
Silkelen ve kendine gel!
Silkelen ve kendine gel! Olmaz ki böyle, tüm gün bir yatağın içinde. Hayattan kaçmak da ne diye? Küçükken daha, derin parlak, gözlerin kaybetmemişken henüz ışığını, karışmalısın hayata! Oturup bir kafede, insanları izlemelisin, gelecek planlarından bahsetmelisin. Göstermelisin onlara nasıl da güçlü olabileceğini. Zekisin çünkü, akıllısın, yeteneklisin, güvenmelisin kendine, o kadar güvenmelisin ki inandırmalısın etrafındaki o tüm boşboğazları yapabileceğine.
20 Mayıs 2018 Pazar
Farkına varışlar acıdır
Hayaller güzeldir, hayaller değerli. Hayatına dair kararları özgürce ve dilediğince veremeyen insanlar özellikle hayallere değer verir, mesela ben. Umut güzel bir kavram, kişiyi yaşama bağlıyor; zorluklara göğüs germesini sağlıyor. "Keşke" ve "acaba"lardan uzak yaşatıyor kişiyi ve bu güzel bir şey. Ama biliyorum bir şeyler ters gidiyor, nefes bilinci gibi bir bakıma. Hani aslında kimsenin normal nefes alışını bilmezsiniz ama uyuyor taklidi yapan kişinin "fazla düzenli" nefes alışı fark edilir ya, o misal. Bir şeyler ters, bir şeyler örtülü. Farkına varışlar acı, beklemek yorucu.
11 Mayıs 2018 Cuma
Yaşıyorum ya işte!
Her gün çeşitli heyecanlara uyanıyoruz; mutluluklara, hüzünlere, iyiye, kötüye... Bugün karanlığa uyandım ben, kayıplara. Düşüncelerimi toplayamayacak kadar geç oldu evet biliyorum. Yazıya dökemeyecek kadar yoğundu çünkü düşüncelerim tüm gün. Sen de bil diye yazmıyorum ya bunu, neyse. Gündüz düşlerim olmaya başladı, sevinmeli miyim ey dost? Karanlığa yatıp aydınlıkta mı görmem lazım gerçekten her şeyi? Ya da sorgulamalı mıyım gerçekten böyle? Doğru yoldu, işaretti derken durmalı mıyım gerçekten? Bilmiyorum, aslına bakarsan belki de, umursamıyorum. Yaşıyorum ya işte istemesem de, herkes sadece bunu önemsemiyor mu zaten, yeterli bu kadarı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

