20 Haziran 2015 Cumartesi

Ordularımı çektim kederlerimin üstlerinden

Bir mahalle uyanışı adeta, curcuna ciğerlerim; duman takımlı ahbaplarım. Dudaklarım hiç kurumadı kaç zamandır. Ruhuma kirasını artırdı bedenim paracı bir ev sahibi misali yokluğunda. Harcadım yastık altındaki gülüşlerimi de, artık sermayeden yiyor bu senden sonra gelenlere direnişim. Zaten haberimi aldım, ayrılık bu sabah ele geçirmiş başkentimi; ben de ordularımı çektim kederlerimin üstlerinden.

14 Haziran 2015 Pazar

Her gün batımında


Benim için güneşin batması, acılarla dolu bir günün sona ermesinden ziyade doğacak yeni güneşin getireceği umutlardan bir parça koparmak arzusundan başka bir şey değildir.    

Her gün batımında patlamak üzere olan bir volkanın üzerinde hissediyorum kendimi. Bazen tanımlayamadığım garip bir his, bazense içimin derinliklerine yürüyen bir korku sarıyor vücudumu. Neden korkuyorum? biliyorum. Kaybolacak yok olacak hayallerimin ,umutlarımın vahametinden korkuyorum.

6 Haziran 2015 Cumartesi

Azil |Hakan Günday

Aynı zihinde yer alan karşıt düşünceler birbirini yok eder ve ışığa dönüşürler. Herhangi bir düşünce, karşıtıyla karşılaşırsa özgün halinden eser kalmaz. Karşıtından mutlaka etkilenir ve değişir. Bu da yok olduğu anlamına gelir. Aynı zihindeki karşıt düşünce baskısına çelişki denir. Zihin, çelişki karşısında birbirini parçalayan düşünceleri ölümlerine terk etmek zorundadır ve üçüncü düşünceyi üretmelidir. Zihin, yok olanların bıraktığı yeri üçüncülerle doldurmalıdır. Aynı takdirde karşıt düşüncelerin aynı anda yok olmasıyla boşalacak olan zihinde davranışa dönüşecek hiçbir şey kalmayacaktır. Ve davranışın gözlemlenmediği beden her anlamda felçli sayılacaktır. İnsanların en büyük hatası, bu kuralı görmezden gelmeleri ve karşıt düşüncelerin birbirlerini öldürmesine izleyici kalmalarıdır. Hayatın karşılarına çıkardığı seçim kavşaklarında dolanarak ölmelerinin nedeni, karşıt düşüncelerin çarpışmalarından kaynaklanan ışıktan gözlerini alamadıkları için körleşmeleridir. Kör ve felçli. Kim böyle olmak ister? 

9 Mayıs 2015 Cumartesi

Bazen, hissedersin işte...


Bazen gözlerin kapalı dinlemelisin, ne olduğunu bilmeden...

Bir garip varlık... Kendi dünyasının belirsiz cümlelerinin noktası olmaktan bıkmış bir şekilde savruluyor bir kalemin ucunda. Hayalleri anlaşılmayacak kadar karmaşık bir varlık anlatılıyor bu hayatta. Sürükleyici mi, değil mi o biraz tartışılır düzeyde. Fakat her duyguyu içerdiği ortada.

18 Nisan 2015 Cumartesi

Yaşamdan dakikalar çaldın mı bugün?


Sabah gün ışığıyla uyanıp, kuşların seslenişine cevap verdin mi?

21 Mart 2015 Cumartesi

Adeta akmıyor zaman

Saatin akrep ve yelkovanı, bazen iki elimdeki kürekler. Su öyle sakin, ve ben öyle sakin çekiyorum ki küreği, adeta akmıyor zaman. Eğilip parmaklarımın ucunu suya değdiriyorum kayıktan. Ilık, ve bana ait sular, lehime akıyor zaman. Sonra fırtına var bazen ve dalgalar. Akrep ve yelkovan küreklerim yetmiyor kayığıma, zamana yön vermeye. Savrulurken bilmiyorum ki zaman mı geçiyor, hayat mı altımda akan sulardan. Ürküyorum, çekiliyorum. Yaş ilerledikçe, zaman aktıkça, kürek çektikçe daha çok fırtına çıkıyor karşıma. Henüz kıyıdayken her şey ne kadar sakindi, ah o parmağımı soktuğum ılık sular, kıyılar…

14 Mart 2015 Cumartesi

Yanlış insanlar, ziyan zamanlar


Sen hep gülerdin. Hiç bir şeye üzülmezdin ve hiç aşık olmazdın. Ne olmuş sana böyle? Kaldır kafanı, bak bir aynaya. Ağlama artık. Ne hale gelmişsin, görüyor musun? Ne zamandır içten gülmediğinin farkında mısın? “Nerede imkansız biri var onu seversin. Anlıyor musun? Nerede canını yakacak, kendine bağlayacak, kendisini hayatının merkezi yaptıracak, ondan başka bir şeyi düşündürmeyecek varsa sen onlara aşık olursun.” diye bana hep kızardın. Şimdi bir bak kendine. Benden ne farkın var? Yüzün hep asık. En güzel zamanlarını böyle üzülerek mi harcayacaksın? Yapma Allah aşkına, değer mi? O seni üzüyorsa zaten sevmemiştir ki çok üzüyor. Sevseydi, dayanamazdı. Sana diyorum. Ağlama artık. Canın yanıyor, biliyorum. Ama yapma. Ne olur, yeter. Güçlüsün sen. Neleri atlattın, hatırlamıyor musun? Hem sen bana hep kızardın. “Aşk aptalların işi benden uzak.” derdin. Şimdi ise ağzını bükmüş kafanı sağa sola sallıyorsun, sallama öyle, güçsüzüm der gibi bakma gözlerime. Gayet güçlüsün. Bu arada ağlayınca çok çirkin oluyorsun. Onsuz yapabileceğini ikimiz de iyi biliyoruz. Hem sana da kimse bağlı kalamıyor ki. Ben böyle tanıdım seni. Söylesene onu bu kadar değerli kılan ne? Neden vazgeçmiyorsun?