15 Mart 2020 Pazar

Kendinden de kaçamazsın, değil mi?

Beynin işleyişini düşünüyorum bazen, o kadar çok düşünce, anı ve alakasız görseller öyle bir hızla geçip gidiyor ki takip edemiyorum. Konuşurken anlaşılmamaya alışmıştım da kendimi anlayamamak biraz sıkıntılı bir durum sanki? Nasılım diye düşünüyorum, kendime bile "Tanımına bağlı şimdi" diye cevap veriyorum. Kendinden de kaçamazsın, değil mi? Sanırım kaçabiliyorum. Ama uyuyamıyorum, kaçak dövüşmenin sorunu bu; uyanık kalman gerekiyor. Sıkışıyorum, konuşmak istiyorum ama konuşamıyorum. Kuralları sevmiyorum; zaten bu yüzden tutunamıyorum genel olarak, sanırım.

7 Mart 2020 Cumartesi

Mutlu bir gecenin özlemini çekiyorum

Etrafı surlarla çevrili yalnız bir ada gibiyim. Arada bir konan kuşlar da olmazsa, içimde yaşayan bir nefes kalmayacak. Sabretmeyi öğrenmiştim aslında, ama bu kadarı beni bile aşıyor. "Taş olsa çatlardı!" diyorum. Bunca yorgunluğun üstüne biraz durup dinlenmek istiyor kalbim. Bir omuza yaslayıp başımı, azıcık soluklanmak... Hatta bir ömür boyunca güçlü görünmek adına tuttuğum gözyaşlarımı kollarında serbest bırakmak istiyorum. İstediklerim aslında bu kadar basit,  ya da belki de bana öyle geliyor. Yaşadığım sıkıntıları üstüne atmak değil derdim. Öyle uykusuzum ki gecelerdir, bilemezsin. Sessizliğin parçalayan ağırlığından olsa gerek sürekli uyandığım huzursuz uykulardan bedenim yorgun düşüyor. Sen gelsen kafamı koyar koymaz dalıp gideceğim mutlu bir gecenin özlemini çekiyorum. 

22 Şubat 2020 Cumartesi

Meşguliyet önemli şey azizim

Gerçekten de meşguliyet önemli şey azizim; insanın önünde çözebileceği dertlerinin olması güzel şey. Yaşamı sorgulatmıyor mesela. Gecelerine ortak oluyor, eksikliklerini hissetmeni engelliyor sorumlulukların. Zihninde bir bulut, formüller ve ihtimaller, yoldaş oluyorlar geceler boyunca. Şimdi bir boşluğun ortasında sıkışıp kaldım. Ne yapacağımı bilemiyorum. Etrafa bakıyorum, gökyüzüne bakıyorum, aramıza gözyaşları giriyor. Ağlamayı bile mi erteledim ben, nereden çıktınız siz? Sakin kalmak için dişlerimi sıkmaktan çenem ağrıyor artık, neyse dişlerim sağlammış en azından. Olumlu yanından mı bakıyoruz? İşin garibi, kötü yanı tam ne bilmiyorum bile. Cebimdeki umutlar mı, yırtık cebime koymuşum ben onları.

25 Ocak 2020 Cumartesi

Belki de gerçekten korkuyorsun


Senden uzun zaman önce vazgeçildi, yeni değil ki bu. Önce konuşmaların azaldı, sen dinlemekten ibarettin. Duyamadın sevildiğini, çünkü sevilmiyordun. Konuşmalar azaldı başta, sen kendini kandırdın normali bu sandın. Sen "biz" için uğraşırken göz göre göre tekilleşti her şey. Aslında çıkarım yapmak çok basitti, "Ben olsam böyle yapmazdım" dediğin her şey sana kanıttı. Ama görmek istemeyen görmüyor.

Kendini savunacak mısın peki? Sahi herhangi bir savunma hali yaşamamız gerekiyor mu gerçekten? Açıklamaları/Anlaşılmamayı bir kenara bırakırsak, sorgulanmak ne zaman doğruya götürür ki? İletişimi kesmeyi de bilmek gerekiyor, isteklerimizin üzerine gitmeyi de. Her şeye gri demek değil mi aslında sınırda yaşatan bizi? Bilinmezlikler ne zaman güzel oldu ki? Dönüşü olmayan saniyelerimizi kumara mı harcayacağız? Hayatımızın kıymetini bilmemiz için kaybetmeye yaklaşmamız mı gerekiyor illa?

10 Ocak 2020 Cuma

Söküğünü dikemeyen terzi

Söküğünü dikemeyen terzi gibiydim. Sökülmüştü yüreğim bir baştan bir başa. Titrek ellerim ne iğneyi tutabilir ne ipliği. Şimdilerde bir boşum. İçimdeki çocuk minik parmaklarıyla elindeki süt beyaz tebeşirle yazılar yazmakta karanlık odanın soğuk duvarlarına; küçük harflerle başlayan, büyük harflerle son bulan. Yorgunum boş yüzeylere dolu kelimeler yazmaktan. Usandım kendini tekrarlayan başlangıçlardan. Yorgunum kırık dökük kelimelerle konuşmaktan.

28 Aralık 2019 Cumartesi

Yaşamınızın uzatmalarında gibi hissettiniz mi?

Çok yorucu, yaşamak çok yorucu. Hayallerimizle gerçeklik arasındaki boşluktan daima düşüyorum sanki. Biliyorum hiçbirimiz dün hayal ettiğimiz ya da öngördüğümüz yerlerde değiliz, o hayatları yaşamıyoruz. En basitinden örnek vermek gerekirse, ihtimalini bile düşünemeyeceğimiz şeyler yaşanıyor ülkede. Bu doğrudan ve dolaylı olarak hayatlarımızı etkiliyor. Çevremizi etkiliyor, toplum da bizi sonra... Çözüm olarak içe gitmeyi tercih ediyoruz, "sorunların çözümü de ancak biziz" diyerek, yani bir yere kadar doğru da bu ama zamana ayak uydurmayı atlıyoruz öte taraftan. İçimizi normal algımıza denk getirmeye çalışıp tam "Oldu!" dediğimizde bir etrafa bakıyoruz her şey değişmiş. Yani bana biraz öyle geliyor. İnsanların düşünceleri değişmiş, doğru algıları değişmiş, amaçları ve istekleri değişmiş... Tamam kimse sabit değil ve olmamalıdır ama kendimize alan açmaya çalıştığımız toplum bu denli değişince de algılar dengeye erişemiyor işte. Dün, düne göre kendimize bir alan yaratmaya çalışıp bugün kendimize bakınca, ruhumuzun içler dışlar çarpımını yapamıyoruz adeta. Yetişemiyoruz, hep bir geç kalıyoruz gibi. Yaşamınızın uzatmalarında gibi hissettiniz mi sahi?

14 Aralık 2019 Cumartesi

Gürültü engelleme?

Zıt dalgaların birbirini sönümlemesini bildiniz mi? Gürültü önleme meselesinden bilirsiniz, evet. Müzikle o kadar bastırmışım ki, tüm o bağırtılarla öyle gömmüşüm ki tüm iç seslerimi, iki dakika "sessizliğe" kavuşunca anca anladım hala durduklarını. Bir kuyunun dibine çekmişim kendimi, izole etmişim hayatımı duygulardan ve düşüncelerden de huzur bulduğumu sanmışım. Şimdi adını koyamadığım duygulara gözüm doluyor, kalbim ağırlaşıyor, zaman bile bir başka akıyor. Ben bu sessiz ve akmayan anda kalmak istemiyorum, madem içimde kalmaya devam edecekler, bana ses lazım. Belki de bu kez bastırmak için değil, çözmek için.