"Hayatta hiçbir şey benden önemli değil!" dedim... 5 dakika sürdü sanırım buna inanmam. Başarılı değilim bazen kendimi kandırmakta. Daha basitini denedim sonra, kendime zararı da olsa "Her Neyse!". O kadar güçlü değil, söylemek de pek rahatlatmıyor ama kendimi hırpalamamı biraz önlüyor. Tavsiye ederim yani, hem argo da değil! Düşüncelerimde de sevmiyorum argoyu evet ne yapalım...
Tek gerçek tanrısızın tanrı olmasını kendine yediremeyen birinin birbiriyle alakasız cümleleri.
2 Mayıs 2020 Cumartesi
4 Nisan 2020 Cumartesi
Çıkabilir miyiz bu odadan?
Şarkılar sizi nerelere götürüyor? Hakkınıza düşmeyen acıları da yaşatıyor mu size mesela? "Bunu ben yaşamadım, bir dakika!" diyor musunuz hiç? Kızıyor musunuz yoksa ağlıyor musunuz yaranıza basılınca? Hala güçlü olmaya çalışıyor musunuz mesela? Evde kalırken çok da umurunuzda olmuyor mu yoksa yaydığınız enerji?
15 Mart 2020 Pazar
Kendinden de kaçamazsın, değil mi?
Beynin işleyişini düşünüyorum bazen, o kadar çok düşünce, anı ve alakasız görseller öyle bir hızla geçip gidiyor ki takip edemiyorum. Konuşurken anlaşılmamaya alışmıştım da kendimi anlayamamak biraz sıkıntılı bir durum sanki? Nasılım diye düşünüyorum, kendime bile "Tanımına bağlı şimdi" diye cevap veriyorum. Kendinden de kaçamazsın, değil mi? Sanırım kaçabiliyorum. Ama uyuyamıyorum, kaçak dövüşmenin sorunu bu; uyanık kalman gerekiyor. Sıkışıyorum, konuşmak istiyorum ama konuşamıyorum. Kuralları sevmiyorum; zaten bu yüzden tutunamıyorum genel olarak, sanırım.
7 Mart 2020 Cumartesi
Mutlu bir gecenin özlemini çekiyorum
Etrafı surlarla çevrili yalnız bir ada gibiyim. Arada bir konan kuşlar da olmazsa, içimde yaşayan bir nefes kalmayacak. Sabretmeyi öğrenmiştim aslında, ama bu kadarı beni bile aşıyor. "Taş olsa çatlardı!" diyorum. Bunca yorgunluğun üstüne biraz durup dinlenmek istiyor kalbim. Bir omuza yaslayıp başımı, azıcık soluklanmak... Hatta bir ömür boyunca güçlü görünmek adına tuttuğum gözyaşlarımı kollarında serbest bırakmak istiyorum. İstediklerim aslında bu kadar basit, ya da belki de bana öyle geliyor. Yaşadığım sıkıntıları üstüne atmak değil derdim. Öyle uykusuzum ki gecelerdir, bilemezsin. Sessizliğin parçalayan ağırlığından olsa gerek sürekli uyandığım huzursuz uykulardan bedenim yorgun düşüyor. Sen gelsen kafamı koyar koymaz dalıp gideceğim mutlu bir gecenin özlemini çekiyorum.
22 Şubat 2020 Cumartesi
Meşguliyet önemli şey azizim
Gerçekten de meşguliyet önemli şey azizim; insanın önünde çözebileceği dertlerinin olması güzel şey. Yaşamı sorgulatmıyor mesela. Gecelerine ortak oluyor, eksikliklerini hissetmeni engelliyor sorumlulukların. Zihninde bir bulut, formüller ve ihtimaller, yoldaş oluyorlar geceler boyunca. Şimdi bir boşluğun ortasında sıkışıp kaldım. Ne yapacağımı bilemiyorum. Etrafa bakıyorum, gökyüzüne bakıyorum, aramıza gözyaşları giriyor. Ağlamayı bile mi erteledim ben, nereden çıktınız siz? Sakin kalmak için dişlerimi sıkmaktan çenem ağrıyor artık, neyse dişlerim sağlammış en azından. Olumlu yanından mı bakıyoruz? İşin garibi, kötü yanı tam ne bilmiyorum bile. Cebimdeki umutlar mı, yırtık cebime koymuşum ben onları.
25 Ocak 2020 Cumartesi
Belki de gerçekten korkuyorsun
Senden uzun zaman önce vazgeçildi, yeni değil ki bu. Önce konuşmaların azaldı, sen dinlemekten ibarettin. Duyamadın sevildiğini, çünkü sevilmiyordun. Konuşmalar azaldı başta, sen kendini kandırdın normali bu sandın. Sen "biz" için uğraşırken göz göre göre tekilleşti her şey. Aslında çıkarım yapmak çok basitti, "Ben olsam böyle yapmazdım" dediğin her şey sana kanıttı. Ama görmek istemeyen görmüyor.
Kendini savunacak mısın peki? Sahi herhangi bir savunma hali yaşamamız gerekiyor mu gerçekten? Açıklamaları/Anlaşılmamayı bir kenara bırakırsak, sorgulanmak ne zaman doğruya götürür ki? İletişimi kesmeyi de bilmek gerekiyor, isteklerimizin üzerine gitmeyi de. Her şeye gri demek değil mi aslında sınırda yaşatan bizi? Bilinmezlikler ne zaman güzel oldu ki? Dönüşü olmayan saniyelerimizi kumara mı harcayacağız? Hayatımızın kıymetini bilmemiz için kaybetmeye yaklaşmamız mı gerekiyor illa?
10 Ocak 2020 Cuma
Söküğünü dikemeyen terzi
Söküğünü dikemeyen terzi gibiydim. Sökülmüştü yüreğim bir baştan bir başa. Titrek ellerim ne iğneyi tutabilir ne ipliği. Şimdilerde bir boşum. İçimdeki çocuk minik parmaklarıyla elindeki süt beyaz tebeşirle yazılar yazmakta karanlık odanın soğuk duvarlarına; küçük harflerle başlayan, büyük harflerle son bulan. Yorgunum boş yüzeylere dolu kelimeler yazmaktan. Usandım kendini tekrarlayan başlangıçlardan. Yorgunum kırık dökük kelimelerle konuşmaktan.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
