14 Eylül 2021 Salı

Gerçeğin yazabildiği en güzel sahne sensin

Varlığı (yanında olmasından bağımsız) ve gülümsemesi içinize mutluluk ve umut dolduran insanlar var ya hani, ne güzel insanlar onlar. Bir fotoğraf bile görmek ne mutlu ediyor insanı. (Burayı twitter gibi kullansaydım...) Neyse ne diyordum, gerçekten mesafe tanımıyor bazı duygular bunu anlıyorum her defasında. O sırada nelere ne nedenlerle, nelere kızgın bir ruh halinde olursam olayım ya da bunalmış, tek bir görsel tüm günümü güzelleştirebiliyor. "Sen hep böyle gül" demek istiyorum, yanlış anlaşılmasın diye (ya da erken* anlaşılmasın diye) "yani istediğin gibi gül aslında her türlü çok yakışıyor, umut dağılıyor etrafa"; toparlayamamış gibi hissedip ve haddimi biraz biliyor gibi olmak için "mutluluk güzel şey sonuçta." falan diye de bir kapatamayış. Evet söyleyemediklerimde bile heyecanlanıp cümleyi toparlayamam ben bazen. 

Bu da benden gelsin, düz atamam sanırım ama. Bırak Kış Gelsin 

"gerçeğin yazabildiği en güzel sahne sensin"

31 Ağustos 2021 Salı

Kesikli nefesler

Aldığım nefesler kesiliyor, verdiklerim ise hiçliğe karışıyor. Susamıyorum, duramıyorum ama konuşamıyorum da. Defalarca yazıp defalarca siliyorum. Ellerim titriyor, en basit kelimelerde bile sesim titriyor, ruhum titriyor. Paylaşamıyorum, bir bakıma istemiyorum da. Mecburen yaşıyorum bazen, aksini beceremediğim için sadece. Karanlıktan boğuluyor ama ışığa da erişmeye çalışmak istemiyorum; o kadar uzak geliyor ki bazen... Bekledikçe bekliyorum, sabahlı olmayan geceler boyu düşünüyorum. Yere düşersiniz hani, kalkmanızdır normal olan; işte kalkmak istemiyorum ben. Sadece saatlerce ağlamak istiyorum. Bunun için de burası çok ideal bence; konuşmaktan daha kolay, daha zamansız, beklentisiz. Hafızası mükemmel bir arkadaş adeta. Hem bir şeyi unutmasını isteyebiliyoruz da, siliyoruz yazıyı ve hooop gitti... Keşke hayat da bu kadar kolay olsaydı.

5 Ağustos 2021 Perşembe

Ne diyordum...

Neyse, ne diyordum... Hayal gücüm fena değildir. Durağanlaştırdığım hayatıma da bir renk, bir hareket katıyor. Ama işte hayat da bazen hayal gücümü çok geride bırakıyor. Asla düşünemeyeceğim şeyler olabiliyor, zaman tam ortasından kırılabiliyor; zihninin en derinlerinde kalmış, ihtimal bile veremeden geçeceğin şeyler yaşanabiliyor. Hayat yepyeni bir anlam kazanıyor sonra ve yaşanan onca korkunç şeye gerçekten içten bir şekilde "Olsun, bugüne, bu ana gelmeme vesile oldular ya..." diyebiliyorsun. "En" algısı tamamen değişiyor. Öncelikler, istekler, hayaller... Hayat çok daha farklı, çok daha dolu, çok daha güzel yaşanıyor. Zamansız gülümsemeler, ufak heyecanlar, huzur... Sonra başka başka düşünceler, kendi kendine koyulan kurallar, doğru olma kaygısı falan... Her güzel şeyin sonu var mıdır gerçekten, yoksa yaşanmış kötü olaylar bizi sona şartladığından dolayı mı kaçırırız hayatımızdaki güzel şeyleri? Bilmiyorum. Hayat mı kaçıyor, ben mi kaçırıyorum bilmiyorum. "Kaçtı" demenin de kolaya kaçmak olduğunu biliyorum, insanın her zaman çalışması gerektiğini. Kendimle çok konuşuyorum, çok sorguluyorum her şeyi, bazen de çok korkuyorum. "Ben olsam" demek her zaman doğruya ulaştırmıyor ne yazık ki. Korkularım dünyamı mahvedebiliyor, hayatımdaki en parlak rengin önüne perde de çekebiliyor. 77 dakika 52 saniye bu arada, son bir senedeki en iyi hissettiğim sürenin uzunluğu. Hiç daha iyi hissetmedim, net. Çok düşündüm üzerine de, yok. Sonrası sonsuz karanlık demek istedim şimdi, ama bu bir kural mı dersen değil sanırım, olmasın lütfen, bilemiyorum. Doğruyu bilemiyorum. Bazen her şey benimle ilgili gibi mi davranıyorum diyorum, kabul ediyorum, bu sanrıyı/düşünceyi doğurabilecek davranışlar da sergiliyorum bazen (üzerine düşününce yani) ama aslında tam tersi. Bir şeylerin bozulmasına korkmaktan, daima bir anlam arayışından "garip" anlamlar çıkmasına yol açabiliyorum. Bu arada güzel sandığım bazı şeyler de "garip" bulunuyor mesela. Belki de herkese istisnasız aynı davrandığım düşünüldüğü için de "garip" duruyor olabilir bazı şeyler, kabul, öyle olsa garip olurdu. Ama öyle değil ya... 

29 Temmuz 2021 Perşembe

Kime neyi ispatlıyoruz?

Kararlarınızı neye göre alırsınız? Neye göre kimle, ne kadar paylaşacağınıza karar verirsiniz hayatınızı, düşüncelerinizi? "Herkes kendi işine baksın!" mı dersiniz yoksa hayatları karıştırıp bir bütün mü olasınız gelir sevdiklerinizle? 

22 Temmuz 2021 Perşembe

Psikolojik Şiddet

Farkında olmayışlar hatalarımızı siler mi? Yaşadıklarımız kötülüklerimizi affettirir mi? Kendi içinde tutarlı bir kötülük, kötülükten sayılmayabilir mi? "Kötülerin" motivasyonlarına bakmak gerçekten gerekli mi? En iyi savunma saldırı mı?

15 Temmuz 2021 Perşembe

Sona Şartlanma


Karşı koyamadığımız bir şey anlam arayışı. Sınıflandırmaya, gruplandırmaya karşı da dursak, zihnimiz bir yerde hep bunu yapma eğiliminde. Öğrenmenin de bir aşaması zaten bu ve iki alt sosyal-psikolojik sürece sahip; izlenim oluşturma ve atıfta bulunma. İzlenim oluşturma kişilerin en belirgin özelliklere dayanıyor ve davranışları gruplama çabası ile devam ediyor. Erişilebilen sosyal ipuçlarından ve tecrübelerden (benzerliklerden) yola çıkarak insan davranışlarının altında yatan nedenleri çıkarma sürecine de atıfta bulunma deniyor.  

8 Temmuz 2021 Perşembe

Travmalar

Hayatınızdaki her şeyi kontrol etmeye çalışıyor, dönem dönem her şeyden uzaklaşıyor, bazen de aşırı tepkiler verdiğinizi fark ediyor olabilirsiniz. Bu dönemleri anlamlandıramıyor ama geçeceği için pek önemsemiyor da olabilirsiniz, ama bunlar bastırılan bir iç savaşın sonuçları aslında. Temel duyguların baskılanması ciddi anlamda enerji tüketen bir şey ve amaçlarımızla aramızdaki en büyük engel. Daimi yorgunluğumuzun ve  motivasyon eksikliğimizin temel nedeni. Tükenen bir beden nasıl mı tepki verir? Baş ağrıları, kas ağrıları, genel bir yapamayış hali ve irrasyonel davranışlar. Evet, insanlara olan sinirimizin de bozulan ilişkilerimizin de nedeni bastırılanlar. Hep aynı savaşlar, farklı farklı yüzler... İletişim problemleri geçmişten (ya da daha doğrusu geçmemişten) gelir. Korktuğun, kızdığın ya da üzüldüğün o an düşün, daha önce ne zaman böyle hissetmiştin? Yaralarımızı bilmesek de taşımaya devam ediyoruz. Hatta bu yaralar sadece yaşanmışlardan değil yaşanmamışlardan da geliyor. Dostoyevski'nin de dediği gibi:

Aslında insanı en çok acıtan şey, hayal kırıklıkları değil; yaşanması mümkünken yaşayamadığı mutluluklardır.