5 Ekim 2013 Cumartesi

Eksik |Dilan Gül



Ayakta durmakta o kadar zor güçlük çekiyorum ki anlatamam, yaşayamıyorum. Ben aslında yaşamakta güçlük çekiyorum, mutlu gibi görünmekten, yalan gülümsemelerden yorgunum. Gözlerine teslimim. Yapamıyorum yalnız olmuyor hiç bir zorlukla baş edemiyorum. Kalbimin yalnız yaşamak için attığını bilmek yetmiyor bir başkasının kalbinin de benim için attığını bilmek istiyorum. Bilmek istersen; ben artık yaşayamıyorum...

14 Eylül 2013 Cumartesi

Kaybetmeyi sevmem, ama kaybederim

Kaybetmeyi sevmem, ama kaybederim. İnsanın istedikleri her zaman da olmaz derler ya, bende o "da" fazlalık, "her" de yanlış kullanım sanırım. Dolduramıyorum zihnimi, susturamıyorum sesleri.

Kafanızda kaç kişi var sizin? Benim üç. Eskiden iki derdim oysa. Derdim ki biri iyiliği temsil ediyor; diğeri ise kayalık bir arazi, safi kötülük bazen, bazen de yarını düşlemekten ya da dünü düşünmekten bugünü yaşayamayan biri sadece. Ama hayır, kişilikler öyle kolay ayrılmıyormuş. Nasıl mı peki?

7 Eylül 2013 Cumartesi

Ben sensiz yaşayamıyorum! |Dilan Gül


Biliyorum her şeyin bir sonu olduğunu ve hiç bir sözüm kalmadı aşk üzerine. Öyle çok kırıldım ki, kırılmakla kalmadım yıkıldım bile diyebilirim. Ama gücümü toplayıp var gücümle sevdim seni. Anlamasan da hissetmesen de... Ömrün belki bunu anlamayla geçse yine de olmayacak. Sevgin bana yeter. Yalan sözlerinle, gülüşlerinle avurum, aldanırım. Ben sadece kendime kanarım, söylediklerinin yalan olduğunu bile bile inanıyorsam bu benim samimiyetimdendir. Özlediğim anları toplasak bir sen eder mi? Bendeki bu özlemi giderir mi? Varlığından bihaber olduğum zamanlar nasıl yaşıyordum? Oysa ben seni tüm yalanlardan daha çok seviyordum. Bir kere sarılsam sadece bir kere her şeyimi veririm tereddütsüz.. Aklım, ruhum, bedenim her şeyim seninle dolu. Bu haldeyken nasıl bitebiliyor? Nasıl gidiliyor? Şu durumda inan ki hiç yaşanılmıyor hiç yaşanılası değil. Her gece kanar durur sensizlik bazen o kadar ağır geliyor ki. Sen nasıl ayakta durabiliyorsun? Ben sensiz yaşayamıyorum!

31 Ağustos 2013 Cumartesi

Tüm problemimiz kendimizde/kendimizle


Medeniyetin ve toplu yaşamın gerektirdiği ihtiyaçları karşılamak adına bir ömrü heba ediyoruz. Bir taraftan idealist olup kurallara karşı durmaya çabalarken diğer yandan bakmışız ki bu kurallara hizmet ediyoruz. Zaman, kültür, toplum ya da aslında herhangi bir konu üzerinde düşünmek bile boşa bir çaba gibi geliyor bazen. Sonunda ölümün olduğu ve her şeyin bir gün biteceği düşüncesi bile bundan soğutabilir insanı. Her insanın kendini ayrı ayrı farklı ve önemliymiş gibi hissetmesi, anlam veremediğim konulardan biri. Fazla görmek ya da bilmek nasıl zarar verici insana aslında. Düşünce genişledikçe fiziksel dünyanın sınırlarıyla karşı karşıya kalıyor insan.   

10 Ağustos 2013 Cumartesi

Zorlamamak lazım bir yerden sonra

Durdu ve ağlamaya başladı. Kodlanmıştı oysa güçlü olmak ona en başından. Sahi, ona soran olmuş muydu? İnsanların boktan nedenlerle ağlayabildiği bu dünyaya neden susmak zorunda olarak gelmişti. Bu yüzden her yalnız kaldığında anı parçalarını ortaya döker ve ağlardı. Hayatı nasıl bölersiniz siz? O müzikleri seçmişti. O yüzdendi belki de bazı gruplara takıntısı. Olumsuz yanları yok muydu bunun peki? Olmaz mı. 

27 Temmuz 2013 Cumartesi

Buluttum gökyüzünde


Buluttum gökyüzünde, güneşin hemen yanındaydım. Enerji doluydum sayende, capcanlıydım. Sonra damla oldum ayrıldım güneşimden, gökyüzümden hızla düştüm bir gemiye. Fark edilmeyecek kadar küçüktüm. İnsanlar vardı. Korktum kendimden, yapabileceklerimden, bilmem niye? Bazen cevap veremeyiz işte, öyledir. Öyle olmuştur. Gemiye tutunamadım korkumdan ve düştüm denize balık oldum. Rengimi güneşimden aldım. Yüzdüm doyasıya, karabalık arkadaşım oldu. Kafa dengi balık arkadaşlarımla açıldık enginlere. Yüzdük yüzdük ve büyüdük. Korkumu yendim ve "Şimdi anladım" dedim.   

14 Haziran 2013 Cuma

Bu da gerçek doğum kadar, değil mi?

Yavaş yavaş gelir ya sinsice, ilk önce anlamazsın sonra birer birer görürsün değişiklikleri yüzünde. Zayıflar, erir, dökülür, biter ve gider. Acımasın kimse, bakmasın öyle, teselli de etmesin. Bu da gerçek doğum kadar, değil mi? İrdelemek zor olsa da ilk önce, geçiyor aylar yıllar. Alışıyor bünye, ama hiç akıldan çıkmıyor, her hatıra canlanıyor... "Bu şarkıyı severdi", "Bu şekilde seslenirdi", "Buna kızardı en çok", "Bir keresinde..." diye başlayan cümleler kurarsın içinden/dışından. Kimisi için bir anı bile yoktur ki çok daha acısı karışan anılar...