24 Aralık 2016 Cumartesi

Ahh kelebek ömrüm...

Ahh kelebek ömrüm.. Üç günlüktün, ikisini ağlayarak tükettim. Son günümdeyim.. Gözyaşı basıyorum yaram, kanıyor... Üç gündür kanıyor, bir ömrü kanayarak geçirdim ben.. Sonra yarama ağlayarak, şimdi ne kadar gülsem de nafile kalacak.. Kapanmayacak aradaki fark, hiçbir gülüş, ömürlük gözyaşıma teselli adı taşımayacak...

17 Aralık 2016 Cumartesi

Sadece "hayalini" yaşamak için


Koşmak bazen insanı benliğinden de uzaklaştırır. Bedenini rüzgara inat sürükler uzaklara. Farkında olmadan kendinden geçer, gider. Bütün kemiklerine, iliklerine, eklem yerlerine kadar ağrılar kaplasa da bütün vücudunu ancak yine de koşar. Bunu yapmak zorunda da değil mi zaten? Biz ne istersen onu.

26 Kasım 2016 Cumartesi

Yarınlarımdan sana sesleniyorum


Burada sadece geçmişimi bırakıp yarınlarımdan sana sesleniyorum yine. Elimde bir gülüşün, yüreğimde sesin. Seni arıyorum karanlığın içinde. Seni, umut tarlalarına güneşin ekildiği zamanlarda sevdim. Seni hep yıldızların karanlığa serpildiği gecelerde bekledim ve hayal ettim. Biliyorum bir an üşüsem gecenin en karanlığında, sıcak yüreğini örterim üzerime. Işıksız kalsam merdiven boşluklarında, gözlerindeki umuda sarılırım. Yaktığın sigaranın ateşine dalar, küllendiririm hasretin münzevi çığlıklarını. Sanma ki uzaklardayım; kurumaya yüz tutmuş çiçeklerimle gülüşlerine düşerim her gece. Sen gülümsediğinde; dilim susar, yüreğini dinlerim rüzgarların koynunda.   

15 Ekim 2016 Cumartesi

Gerek yok'tu

Yorganın içinde, hareket etmeden durdu. Bakışları sabit, yüzü donuktu dinlerken onu. Anlamsızdı. Aslında nasıl da saçmalıyor şu an diye düşünüyordu, hayat dediği yer öyle hırs savaşlarının olduğu, sonunda inananların başaracağı cesaret yeri değildi çünkü. Hayata atılmak demek, sokakta yürürken bir taşa takılıp düşmek demekti, tam bir kafede oturmuş uzun suredir hayalini kurduğun kahveni içerken kapıdan girip yanına gelen dilencinin, bütün moralini altüst etmesi demekti. Adalet, hak, mutluluk, cesaret, hırs ve gülümsemenin hiçbir zaman aynı cümlede kullanılamaması demekti.

17 Eylül 2016 Cumartesi

Çektiğim acılar |Samuel Beckett

"Çektiğim acılar varlığımın inşasının irili ufaklı parçalarıdır. Sadece düşünmek var etmez insanı; duygularını, ruhunu ve hatta zekasının geliştiren asıl öğreticiler acılardır. O halde varım çünkü acı çekiyorum.Doğduğum günden beri anlatmak istediklerim var ve elbette asla anlatmayacaklarım ve anlatıyor gibi yapıp asla anlatmadıklarım. Önce akciğerlere değen oksijenin yakıcılığıyla başladı ilk acılar, sonra dünyanın anlamsızlığını düşünüp duran beynimin kıvrımlarındaki patlamaların elektrik çarpmalarıyla.Doğduğumu anımsıyorum, ölümü ise düpedüz hatırlıyorum. Bir insan doğduğunda gözyaşları dökülür sevinçten. Bir insan öldüğünde gözyaşları dökülür, üzüntüden. Yani hayat boyunca değişmeyen tek şey gözyaşlarıdır ve yeryüzünde gözyaşları sonsuzdur. Biri ağlamaya başladığında, bir başka yerde de, bir başkasının gözyaşları diner. Biri doğarken başka birinin de öldüğü gibi. Geriye kalan sadece gözyaşları ve hiçtir. Ve arada ağzımızda bir ömür dolandırıp durduğumuz onca laf, kağıtlara döktüğümüz onca kelime sadece bir tür duygu kalabalığıdır. Tutsaklığımızdan kurtulmaya çalışmanın beyhude uğraşlarıdır bunlar.Asla gerçekten bir şey anlatılamaz, ancak bir şeyin hayali anlatılabilir, kendisi değil. O yüzden anlatmaya değil, anlatmamaya bakarım. Anlatma derdinden çok anlatmamanın zevkine kurulurum. Ama yine de hiç susmam, eğer bir gün susarsam, bu artık söylenecek hiçbir şey kalmadığı içindir, her şey söylenmiş, hiçbir şey söylenmemiş olsa bile"

3 Eylül 2016 Cumartesi

Kesiliyor nefesim bir kez daha...

Yüreğimin çorak topraklarına yağan yağmurlarım, saçlarımın arasına saklanan umutlarım, hiç var olmayan yarın gibi şiirlerim var ruhumun en dibine gizlediğim mektuplarımda. At beni gözlerindeki uçurumlardan aşağı, yüreğindeki kuyulara hapset beni. Sen düşlerime sensizliği düşürürken, ben heybemdeki umut çiçeklerini ekiyorum senin düş tarlalarına. Bir şişenin içine gizlediğim çığlığım ulaşacak sana mavi düş dalgalarıyla, şişenin mantarını çıkardığında kimsesizliğin ortasına çığ gibi düşecek çığlığım. Kağıttan gemimin güvertesinde, seren direğinde, yüreğim ufuklarda seni arıyor yüreğine çarpmamak için. Kayalıklara dümen kırmak istiyorum, batan gemimden sahiline vurmak, ıssız adaların ve yüreğine yarım sinyalleri yollamak istiyorum güneşin denizi kızıla boyadığı zamanlarda. Düşlerine ektiğim umut tohumlarının bir bir açmasını bekliyorum yanan denizlerime akarken nehirlerim. Sızan gözyaşlarım artık kontrolümde değil ve aslında pek umurumda da değil. 

20 Ağustos 2016 Cumartesi

Sen yine sadece bakmış olacaksın...

"Bazen tek bir kare, tek bir fotoğraf yıkar seni gördüğün. Toparlanamazsın bir daha, o duvar ve sonra tüm duvarlar gelir üstüne ve sen, sen sadece susarsın. Görmemiş gibi yaşarsın, çünkü bilirsin ki her kelime biraz daha acıtacak ve sen yine sadece bakmış olacaksın..." 

13 Ağustos 2016 Cumartesi

Durun! Söyleyeceklerim var!


Yüzmekten korkan bir çocuğun oyuncak gemisini denize düşürmesi gibiydim. O çocuk değil, o oyuncak gemi değil, o durumun ta kendisiydim ben. Denize atlayıp, o oyuncak gemiyi kurtaramamaktım. Öylece izlemektim batışını. üzülmektim. Korkmaktım derinlerden ve utancından kimseye söyleyememektim. Olduğum kişiden kurtulamadım.   

15 Temmuz 2016 Cuma

Üşümek aslında duygusal bir şey

Yoruluyorum, bazen öylece durmaktan bile yoruluyorum. "Dik kalmak ne zor bir şeymiş meğer." diyorum, sonra üzgün olduğunu söyleyen insana "üzülme" diyenler geliyor aklıma, acı acı gülümsüyorum. İteliyor muyuz bazı şeyleri diye düşünüyorum, sorumluluktan kaçıyor muyuz daima? Mesela biri kendini değersiz hissedince "Olur mu öyle şey, seni herkes seviyor." falan diyoruz. Başkalarına duygu atamayı geçtim, gerçekçi bir teselli mi bu? "Ben seviyorum seni" demek çok mu zor, "ve ben sana gerçekten değer veriyorum.". Bazen zor hoş, buna bile üzücü cevap alabiliyorsunuz çünkü, insan da kendini korumaya odaklı bir canlı da olduğu için, neyse... 

25 Haziran 2016 Cumartesi

Nereden geldi acaba?

Rüyalarınızın nereden geldiğini düşünür müsünüz? Gününüzün (ya da düşüncelerinizin) çeşitli kısımlarının birleşimlerinden çıkan bir ürünün bizi şaşırtması oldukça garip ama bir o kadar da güzel bir şey...

14 Haziran 2016 Salı

Konuşabilseydim yazmazdım

    
Heybemde binlerce kelime olmasına rağmen, içlerinde seni anlatan hiçbir cümleye rastlayamıyordum. Sonra kızıyor, "Beceriksiz bir adamın tekisin işte!" diye bağırıyordum kendime. Aslında gözlerin anlatıyordu seni. Ben ise karşımdaki seni güneşe, aya, yıldıza benzeterek kağıda dökmeye çalışıyordum. Çok ahmakçaydı, şimdi kabul ediyorum. Belki sana şiir yazamadım ama şimdi hangi şiiri okusam sen oluyorsun karşımda. Konuşamadıklarımı, anlatamadıklarımı yazarak denemek istiyorum şimdi. Konuşmakta beceriksiz olduğumu kabul ediyorum. En havalı, en benim diyen kelimeleri bile dize getirebilirim (yeterince zaman varsa diyelim). Ama konuşamam, anlatamam. Konuşabilseydim yazmazdım da zaten, herhalde.

7 Mayıs 2016 Cumartesi

Vedalarımın toplamı elveda ettiğinde

Ağlayışlardan geceleri uyuyamıyorum ben şimdi. Gaz odası, don sonrası, ateşlerde yanması öldürmüyor. Güçlenerek diriliyor her sefer. Savaşamıyorum artık. Kahramanının imzalı resmi elinde, çalıyor kapımı. İsimsiz şehirlere saklanışlarıma bahane oluyor. Arsız, hayalperest çocuğumdan kaçıyorum.

Ellerini cebine sok, durakları terk et ve beni boş ver. Otobüsler güzergah şaşmaz, son anda aklımın yırtıklığı beni yolculuktan alıkoymaz. Vedalarımın toplamı elveda ettiğinde… Pencereleri, kapıları sıkı kapa; iyi bak kendine.

19 Nisan 2016 Salı

Diyeceğim şu ki

Bizler hatalı canlılarız. Bizler, sınırlarını bilmeyen ve özgürlük ile cinayetin kıyısında dolanan oksijen israflarıyız bazen. Bunu unutmamamız lazım. Hem kendimiz çevremize zarar vermemek için hem de çevremize zarar gelmesin diye. Çünkü, çevreden ne zaman ne geleceği belli olmuyor bazen gerçekten...

5 Mart 2016 Cumartesi

Uyansan geçerdi oysa


Sonlarla barışanları anla(ya)mıyorum, sonları kabullenenleri de. Yok olmak ne demek mesela? Bu bilinç hali insanı delirtmez mi?

25 Şubat 2016 Perşembe

Uyusam geçer mi?

- Geçer ya da geçmez, şimdi bunu konuşmayalım... 
+ Ve hiç konuş(a)mayalım sonra. 

9 Ocak 2016 Cumartesi

Daha derine

Düşündükçe ve çıkış yolu bulamadıkça derine batıyorum. İçim bağırırken susarak oturmayı kabullenemiyorum. Ama güzel konuşabilmek için de belli bir düzeyin üzerinde "mutlu" olmam gerekiyor. Sonuç, yine evrenden işaret bekleyen bir Hakan, müthiş! Bu nasıl bir girdap, durmadan çekiliyorum. Ama biliyor musun, kimseye kızamıyorum. Yapamıyorum yani, olmuyor. Kendime kızıyorum, kendimi harcıyor kendimi tüketiyorum. İletişim ruhun ilacı, bense ilacını kendi almaya korkan biriyim adeta. Hoş bu benzetme olası diğer tüm benzetmelerimi açıkta bırakıyor ama, neyse. Sizinle konuşmadıysam, konuşamadıysam bir şeyleri bozmaktan korkumdan. Sevgi ve korku çok da uyumlu bir ikili değil sanki, değil mi?