16 Aralık 2024 Pazartesi

Zamanın sessizliği

Her şey konuşuyor, farkında mısınız? Saatlerin tikleri (ve de takları...), rüzgarın taşlardan çıkardığı o ince melodi, nefesimiz... Ama en gürültülü ses, kimisine en zayıf gelen aslında; zamanın sessizliği. Kimse onu gerçekten duyamaz ama herkes hisseder. Zaman, fark edilmez bir misafir gibi damarlarımızda dolaşır; biz anlamadan, yüzümüze solgunluğunu işler. Bir yankı gibi; ne başı ne sonu belli... Hepimizi yeneceğinin rahatlığıyla, sakince akar ve geçip gider üstümüzden. O akarken, biz tutunacak bir dal ararız. Ama zamanın ne dalları vardır ne de kökleri...

22 Temmuz 2024 Pazartesi

Her şey dahil

Her şeye dair, her şey dahil; aradığımız ne varsa içimizde. Her son ve her başlangıç, en başından en sonuna kadar bizimle.

Müzik iyidir: Hendyamps Studios: Beginning to End: Act IV (en altta gömülü halde var)

7 Temmuz 2024 Pazar

Semantik Doygunluk

Sözcükler üzerinde belli bir kilometreyi aştıktan sonra semantik doygunluk diye bir illet geliyor. Tam bir şey anlatacaksın mesela, sürtünme kuvveti misali aşman gereken bir anlam sorunu kelimelerini durduruyor. Aşırabildiklerinle konuş konuşabilirsen. Konuşsan ne olacak diye de bir "detay" var elbet. Bazen çözüm yok çünkü, bazen "doğru" diye bir şey yok. Bazen seçilebilecek bir yol bile yok. Kandığın kadar kanıyorsun, o kadar. Acıyı zamana değil acıya kırdırabilirsin artık/ancak.

1 Temmuz 2024 Pazartesi

İç dökümü

 + Günaydın, aslında saate göre bunu demek doğru değil ama... Neyse, kendine gelmene sevindim.

E yok artık, düşüncelerimi farklı seslerde duymaya mı başladım şimdi de? Demek kendimden gitmişim, ne kadar gitmişim peki anlatsanıza biraz? Niye dönmüşüm ki hem? Kalsaymışım oralarda...

+ Sesimi duyuyorsunuz değil mi?

Duymuyorum desem gidecek misin? Sen kimsin ki? Neresi burası ya da? Aslında son sorunun cevabı bariz gibi. Kendimi kandırmamın alemi yok. Sahi kimim ben şimdi?

- Duyuyorum, evet. 

+ Güzel, şimdilik her şey yolunda gözüküyor. 

Her şey yolunda aynen. 

Ben yarım saat sonra tekrar geleceğim, bir isteğiniz var mı?

Yalnızlık.

- Yok, teşekkür ederim.

İnsan kendini tekrar eden bir canlı...
(Yine başladı salak salak "insan" diye kendinden bahsetmeye.) 

30 Haziran 2024 Pazar

Şiir kadar

Bir şey var, adını koyamadığım.
Kırılmaktan öte, parçalanmak gibi.
Toplamaya çalıştıkça dağılıyor...
Dağılıyorum.
Bir şey var, halledemiyorum.
- Turgut Uyar

28 Haziran 2024 Cuma

Düşü(nemi)yorum

Zaman duruyor. Akmıyor artık.
Ruhumun orta yerinde bir patlama oldu, içime çöküyorum.
Düşünmeye çalışıyorum...
Ben... Ben artık düşünemiyorum.
Artık sadece (d)üşüyorum.

20 Haziran 2024 Perşembe

Ey hayat, canımı acıtma artık

Hiçbir gücünüzün olmadığını fark etmek ne acı. Evimde, odamda, ne zaman başımı kaldırsam bir çivi gibi alnımın ortasında, ne zaman bir yana dönsem kader gibi ömrümün rotasında bu his. Bugün bir hayalim daha bağlandı darağacına, yüreğim sızlaya sızlaya sızlaya izledim sehpanın itilişini. Asılan her hayal, ölüme giden yüzlerce umuttu aslında. Kayboldu rüyaların renkli daveti. Sessiz duvarlarda bir teselli ararken çığlıklar kurşuna dizildi dudaklarımda. Kayboldu bakışlarım titrek mum ışığında. Bilemedim ne yanı düşer aydınlığa, ne yanı karanlığa? Ne zaman ve nerede varırım ki ışığa? Varmak ister miyim? Bir yol gerçekten kaldı mı? "Ey hayat, canımı acıtma artık!" dedikçe canım daha çok yandı. Canım, daha çok yandı. Bir yanım sana koşmak istiyor delice, bir yanım ardından bakıyor çaresizce. Yanıyor her bir yanım, gözyaşımın gücü yetmiyor alevleri söndürmeye, nasıl biter ki bu işkence? Zaman kayıp gidiyor ellerimden, tutamıyorum.

18 Nisan 2024 Perşembe

yarınlar yok gibi

Müzik ile başlayalım: Mor ve Ötesi - Anlatamıyorum (en altta YouTube bağlantısı da gömülü, tüm susmak zorunda hissettiklerimize ve tüm yüklerimize gelsin)

Sürekli yanlış yapıyormuşum gibi hissediyorum. Ulan şu an acaba neyi yanlış yapıyorum demekten o kadar yoruldum ki... Bunun nasıl kötü bir şey olduğunu sana anlatamam.

Evet, Nuh Tepesi filminden... Dönüyor zihnimde ilgili kısımdaki konuşma. 

Neyse... Bazen uzun uzadıya seneleri düşünürken bazen yarınlar yok gibi geliyor. Sonra fark ediyoum, gibisi fazla, yarınlar yok. Ötelediğimiz her şeyin erişilebilir bir mesafede olması sadece bir sanrı. Doğru zaman, doğru hal diye diye iteklediğimiz anlara erişebilecek miyiz gerçekten? Yarın diye diye bugünü öldürmekten bıkmadık mı?

13 Nisan 2024 Cumartesi

Zaman geçti, bazı şeyler geçmedi

- Eee ne kararlar verdin bakalım?

Söyleyince büyüsü kaçar, boş ver.

- Tutamayacağın sözler verdin yine kendine değil mi?

Yoo, tutacağım. Yani... Çoğunu tutacağım.

- Hepsini değil.

7 Mart 2024 Perşembe

Sessizliğin ağırlığı

Yaşarken, düşünürken, yazarken çalıyordu: Secession Studios - Heart of Darkness 

Hayal kurmak tehlikeli şey. İnanmak, istemek, beklemek tehlikeli şeyler. Bildiğini sandığın yolların kıvrımlarına çarparken dağılmamaya çalışırken bulabiliyorsun kendini. 

Dinle... 

16 Şubat 2024 Cuma

Can Bonomo - Sar Hüzünleri Başa #KaraKonular

 

Övmeye hakkım olacak kadar dinledim bence. İlk halini de sevmiştim ama bu başka olmuş. Albüm de albüm hani, sıradan tüm şarkıları mı paylaşacağım ne yapacağım bilmiyorum.

İlk hali derken: Can Bonomo - Sar Hüzünleri Başa 

1 Şubat 2024 Perşembe

Benden geriye say

Müzik ruhun gıdası: Salvatore Lo Presti - Between Two Stars

"Olmak" ne kadar kısa ama ne kadar yoğun bir ifade, değil mi? Küçükken kurduğumuz hayallerde, oyunlarda "oluyorduk" hep. Algılarımız kadar basitti hayat. Görmediğimiz ağlara takılmıyordu zihnimiz ve biz, "oluyorduk". Bazen en büyük hedef, bazen en büyük kaçınım; sonsuz bir devinimde söyleyişten bir adım ilerleyemeyişimizin kökü bu aslında, "olmak". Birbirimizi gözlemekten, yarınları planlamaktan ve gibi'likten bir türlü "olamadık" biz. Hep farklı şeyler umduk, hep "fark"ı yaratmayı hayal ettik ve savrulup durduk; yorulduk... Olamadık. 

4 Ocak 2024 Perşembe

Yeni ve/veya yine bir ocak

Kendimizi bi' rahat mı bıraksak artık? Daha derine kazmasak, daha geriye gitmesek, daha çok düşünmesek aynı konular üstüne mesela. Kendi özgürlüğümüzü kendimiz yere çakmasak ve kendimizi boğmasak? Bıraksak ve hayat sürmeye devam etse. Biz de bir kez olsun cidden sıfırdan başlasak. Eskilerin üstüne kura kura yıkılan yıllar biraz sıktı zira...

Bir gün biriyle son kez ayrılabiliriz ve bunun farkında bile olmayabiliriz. O halde neden sevgimizi bile bir plan program dahilinde dağıtmaya çalışıyoruz? Her şey geçecek ve her şey için bir gün geç olacak. O halde "mantıken" saçma da gelse söylememeli miyiz içimizdekileri artık? Duygu ve düşünce hamallığına ne gerek var? Hem belki bize saçma gelen karşımızdakine o an çoook iyi gelecek?

Konuşmak istemelere, yanlıştan kaçınıp susanlara; bekleyenlere... Anca yazalım böyle alakasız yerlere...