Ne saklandım ne de kendimi gösterebildim aslında. Bazen saklananlara özendim, bir yetenek benimsedim, her şeye kimsenin haberi olmadan erişmeyi, sonra saklayacak bir benliğim olmadığını fark ettim, sustum. Başkası gibi olmayı denedim, başaramadım. "Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol" demiş ya Mevlana, sanırım 7 öğüdünden bir onu tuttum.
Tek gerçek tanrısızın tanrı olmasını kendine yediremeyen birinin birbiriyle alakasız cümleleri.
15 Aralık 2013 Pazar
1 Aralık 2013 Pazar
Uzun yürüyüşler lazım
Demek istediğim, dinleyelim. Uzun yürüyüşler lazım bu şarkı için -haddinden uzun. Araba farları da parlayacaksa eğer yürüdüğümüz yolda, eksik olan şey belli: Yağmur yağmalı. Gece olmalı. Sana gelmeliyim. Seni her gün görmek istediğime dair 5. mektubumu da yazdım. Onlar da yanımda olmalı tabii, daha sonrasında...
30 Kasım 2013 Cumartesi
Son |Dilan Gül
Solumda duran sızıyı hiçbir şey dindiremiyor! Kanar durur içinde bir şeyler ilacı sen olmayınca. Çok küçük şeylerin bile gerçekleşmesi için gecelerce yalvarırsın,
yakarırsın karşılığı ne olursa olsun ödemeye hazırsındır.
24 Kasım 2013 Pazar
Göz bebeklerindeki çığlıklar
Bazen yalnızca seni izlerken gözyaşlarım gelip perdeliyor göz bebeklerimi. Bilmiyorum o zamanlar anlayabiliyor musun aklımdan geçenleri? Aslında ben hiçbir zaman beceremedim gözlerimle konuşmayı ve göz bebeklerindeki çığlıklar dışında duyamadım, anlayamadım hiç kimseyi, aklından ne geçtiğini, ne söylemek istediğini…
9 Kasım 2013 Cumartesi
Saat gecenin 4'ü
Saat gecenin 4’ü. Şimdi milyon kaçıncı kez gözlerindeki parıltı gideriyor yalnızlığımı. Yerli yersiz mutlu oluyorum söylediğin sözler güldürüyor yüzümü. Gülüşünle, ellerimi başımın altına alıp yıldızları izliyorum, sanki seni çiziyorlar gökyüzüne. Masum bi' yıldız kayıyor gökyüzünden, seni dilemem için belki kendi hayatını feda ediyor hayallerime. Nasıl sevmişsem, güneşin doğuşunu hızlandırıyor kapkaranlık gökyüzü. Hayal ettiğim o gülüşün, güneşle ışıl ışıl gözlerimi alıyor.
19 Ekim 2013 Cumartesi
Hayalim
Bir çocuğa ne kadar seviyorsun dediğinde, açıp elini iki yana; "İşte bu KADAR!" derkenki o masum sevgiyi bulmaktı...
5 Ekim 2013 Cumartesi
Eksik |Dilan Gül
Ayakta durmakta o kadar zor güçlük çekiyorum ki anlatamam, yaşayamıyorum. Ben aslında yaşamakta güçlük çekiyorum, mutlu gibi görünmekten, yalan gülümsemelerden yorgunum. Gözlerine teslimim. Yapamıyorum yalnız olmuyor hiç bir zorlukla baş edemiyorum. Kalbimin yalnız yaşamak için attığını
bilmek yetmiyor bir başkasının kalbinin de benim için attığını bilmek istiyorum. Bilmek istersen; ben artık yaşayamıyorum...
14 Eylül 2013 Cumartesi
Kaybetmeyi sevmem, ama kaybederim
Kaybetmeyi sevmem, ama kaybederim. İnsanın istedikleri her zaman da olmaz derler ya, bende o "da" fazlalık, "her" de yanlış kullanım sanırım. Dolduramıyorum zihnimi, susturamıyorum sesleri.
Kafanızda kaç kişi var sizin? Benim üç. Eskiden iki derdim oysa. Derdim ki biri iyiliği temsil ediyor; diğeri ise kayalık bir arazi, safi kötülük bazen, bazen de yarını düşlemekten ya da dünü düşünmekten bugünü yaşayamayan biri sadece. Ama hayır, kişilikler öyle kolay ayrılmıyormuş. Nasıl mı peki?
7 Eylül 2013 Cumartesi
Ben sensiz yaşayamıyorum! |Dilan Gül
Biliyorum her şeyin bir sonu olduğunu ve hiç bir sözüm kalmadı aşk üzerine. Öyle çok kırıldım ki, kırılmakla kalmadım yıkıldım bile diyebilirim. Ama gücümü toplayıp var gücümle sevdim seni. Anlamasan da hissetmesen de... Ömrün belki bunu anlamayla geçse yine de olmayacak. Sevgin bana yeter. Yalan sözlerinle, gülüşlerinle avurum, aldanırım. Ben sadece kendime kanarım, söylediklerinin yalan olduğunu bile bile inanıyorsam bu benim samimiyetimdendir. Özlediğim anları toplasak bir sen eder mi? Bendeki bu özlemi giderir mi? Varlığından bihaber olduğum zamanlar nasıl yaşıyordum? Oysa ben seni tüm yalanlardan daha çok seviyordum. Bir kere sarılsam sadece bir kere her şeyimi veririm tereddütsüz.. Aklım, ruhum, bedenim her şeyim seninle dolu. Bu haldeyken nasıl bitebiliyor? Nasıl gidiliyor? Şu durumda inan ki hiç yaşanılmıyor hiç yaşanılası değil. Her gece kanar durur sensizlik bazen o kadar ağır geliyor ki. Sen nasıl ayakta durabiliyorsun? Ben sensiz yaşayamıyorum!
31 Ağustos 2013 Cumartesi
Tüm problemimiz kendimizde/kendimizle
Medeniyetin ve toplu yaşamın gerektirdiği ihtiyaçları karşılamak adına bir ömrü heba ediyoruz. Bir taraftan idealist olup kurallara karşı durmaya çabalarken diğer yandan bakmışız ki bu kurallara hizmet ediyoruz. Zaman, kültür, toplum ya da aslında herhangi bir konu üzerinde düşünmek bile boşa bir çaba gibi geliyor bazen. Sonunda ölümün olduğu ve her şeyin bir gün biteceği düşüncesi bile bundan soğutabilir insanı. Her insanın kendini ayrı ayrı farklı ve önemliymiş gibi hissetmesi, anlam veremediğim konulardan biri. Fazla görmek ya da bilmek nasıl zarar verici insana aslında. Düşünce genişledikçe fiziksel dünyanın sınırlarıyla karşı karşıya kalıyor insan.
10 Ağustos 2013 Cumartesi
Zorlamamak lazım bir yerden sonra
Durdu ve ağlamaya başladı. Kodlanmıştı oysa güçlü olmak ona en başından. Sahi, ona soran olmuş muydu? İnsanların boktan nedenlerle ağlayabildiği bu dünyaya neden susmak zorunda olarak gelmişti. Bu yüzden her yalnız kaldığında anı parçalarını ortaya döker ve ağlardı. Hayatı nasıl bölersiniz siz? O müzikleri seçmişti. O yüzdendi belki de bazı gruplara takıntısı. Olumsuz yanları yok muydu bunun peki? Olmaz mı.
27 Temmuz 2013 Cumartesi
Buluttum gökyüzünde
Buluttum gökyüzünde, güneşin hemen yanındaydım. Enerji doluydum sayende, capcanlıydım. Sonra damla oldum ayrıldım güneşimden, gökyüzümden hızla düştüm bir gemiye. Fark edilmeyecek kadar küçüktüm. İnsanlar vardı. Korktum kendimden, yapabileceklerimden, bilmem niye? Bazen cevap veremeyiz işte, öyledir. Öyle olmuştur. Gemiye tutunamadım korkumdan ve düştüm denize balık oldum. Rengimi güneşimden aldım. Yüzdüm doyasıya, karabalık arkadaşım oldu. Kafa dengi balık arkadaşlarımla açıldık enginlere. Yüzdük yüzdük ve büyüdük. Korkumu yendim ve "Şimdi anladım" dedim.
14 Haziran 2013 Cuma
Bu da gerçek doğum kadar, değil mi?
8 Haziran 2013 Cumartesi
Lütfen bana söyler misin, ne oldu? Bize ne oldu?
Bazı bazı hayat: (Ali'nin Sekiz Günü filminden)
– Hayat neden bu kadar zalim? İnsanlar... İnsanlar neden bu kadar zalim? Yaşamak neden bu kadar zor ve bu kadar güzel, ve vazgeçilmez? Peki insanların birbirlerini anlamamak için bu büyük çabası neden? Karım... Karım bana çok kızıyor. Ona istediği gibi bir hayat sunamadığım için. İstediği gibi bir adam olamadığım için. Çocuklarım, çocuklarım da bana kızıyor; onlara bilgisayar, elbise, ayakkabı, araba alamadığım için. Patronum, patronum sürekli alaycı bakışlarla beni izleyerek ne kadar işe yaramaz bir adam olduğumu günün her saatinde bana hatırlatıyor. O da bana çok kızıyor, çünkü ona çok para kazandıramadığım için. Dostlarım, arkadaşlarım akrabalarım, beni adam yerine bile koymuyorlar. Onlar da bana kızıyor, onların istediği gibi bir adam olmadığım için. Onları yemeğe götürmediğim için, onlara borç veremediğim için, onlara ayak bağı olduğum için, onların eğlendiği gibi eğlenemediğim için. Devlet, devlet de bana kızıyor; daha çok vergi veremediğim için, arada bir ne oluyor diye sorduğum için, yanlış partiye oy verdiğim için. Biliyor musun, her tarafım kanıyor, acılar içindeyim. Çürüyorum. Onların istediği gibi bir adam olmak istiyorum, ama beceremiyorum. Dostlarıma, akrabalarıma, patronuma, karıma, çocuklarıma üzgünüm diyorum, sizin istediğiniz gibi bir adam olamadığım için özür dilerim diyorum duymuyorlar. Acılarımı kederlerimi sıkıntılarımı anlatıyorum dinlemiyorlar. Ben, ben. Bana yardım edin diyorum kaçıyorlar. Gelin biraz konuşalım diyorum masayı terk ediyorlar. Ölüyorum ben diyorum ne zaman öleceksin diye soruyorlar. Lütfen bana söyler misin, ne oldu? Bize ne oldu? Eskiden böyle değildi, şimdi ne oldu? Neden insanların artık bir takım duygulara ve düşüncelere prim verecek zamanları yok? Neden bu kadar hızla koşuyorlar? Neden bir an bile olsa durup hayatın insanın evrenin anlamı üzerine düşünmüyorlar. Ben acılarımı sıkıntılarımı kederlerimi onlara anlatırken neden beni dinlemiyorlar? Benim bütün bu düşlerim, arzularım, hayata dair imdat çığlığım onlara neden sahte geliyor, sahici gelmiyor, samimi gelmiyor? Neden, neden... Neden söyle bana? Neden, neden... Ne olur bana yardım et! Yardım et bana... Lütfen... Lütfen... Neden beni bu halimle kabul edip aralarına almıyorlar? Neden beni sevmeleri için sürekli inanmadığım halde onların ilgisini çekip onlarla konuşmak zorundayım? Neden egom olmak zorunda? Neden onların arasında bencil olmak durumundayım? Neden var olabilmek için rekabet etmek zorundayım? Lütfen, lütfen bana yardım et. Bana hayatta yaşamanın sırrını söyle. Bak biliyorsan eğer, bana o yolu göster, lütfen. Çünkü ben artık yalnız yaşamak istemiyorum. Bana hayatta yaşayabilmem için güç ver. Neden ben hayatta yaşamayı beceremiyorum, lütfen bana yardım et... Lütfen… Özür dilerim, özür dilerim, beni bağışlayın kendi derdimle sizi üzdüm... Özür dilerim, özür dilerim, özür dilerim...
Link: https://www.youtube.com/watch?v=3gJoX14UAm0
Link: https://www.youtube.com/watch?v=3gJoX14UAm0
4 Mayıs 2013 Cumartesi
Uyumlu bir çifttik
Sordu bugün bana, niçin diye
Gülümsedim ve "Bilmem, sevdiğim için herhalde." dedim.
Basit sorular ve cevaplardan ibarettik
Ben ve içimdeki uyumlu bir çifttik
20 Nisan 2013 Cumartesi
Alarm çaldı! |Merve Elitok
Kendimize işkence çektirmeyi seviyoruz aslında… Bu durumda bunun bir işkence olduğundan bahsedemesek de aslında öyle…Evet, insanın insana yaptığını başka hiçbir canlı yapmıyor ne yazık ki…
23 Mart 2013 Cumartesi
Artık kütlemi bir çift gözde kaybettim
Hep güneş beklerken alışamadım bu yağmurlara. Çatısı akan hayallerimin son manzarasındayım. Zayıflayan içimin sessiz isyanında; kurtaramadı korsan ayrılıklardan açtığım beyaz bayraklar. Bana düşen bu hayatın metrekaresinde artık kütlemi bir çift gözde kaybettim.
21 Mart 2013 Perşembe
2 Mart 2013 Cumartesi
Yüzünüze gülümsüyorum
Daha cesurum artık. Keşke dememek için çabalıyorum. İçimde büyütmüyorum hiçbir şeyi, çok umursamıyorum ve çok anlam yüklemiyorum yaşadıklarıma. "Giderken ben"le başlayan cümleleri dinlemiyorum bile. Sadece tek bir cümle söylüyorum.
"Yüzünüze gülümsüyorum içimdeki nefretle."
23 Şubat 2013 Cumartesi
Turuncu lambalı caddeler
Turuncu lambalı caddelerden geçiyordum, yalnızdım, ve yalnızdım. Benim geçtiğim cadde, lambalarını beni görmezden gelerek siyaha teslim ediyordu. Üşüyordum. Her yanını bildiğim bu şehirde kaybolmuştum.
İçimde adını getiremediğim, hüzün alfabesinin kaçıncı harfi olduğunu bilmediğim kasırgaların uğultuları, en korunaklı odamda sakladığım umudumun kulaklarını sağır ediyordu. Camlardaki siyah ışıklardan kuvvet alan uğultular müstakil umudumu yerinden etmeye yeminliydi sanki.
15 Şubat 2013 Cuma
Seni sevmiyorum
Günlerdir kendimi uyutmuşum aslında. Aklıma gelmiyor derken bile getirdiğim sen her anımda yanımdasın. Bugün daha çok anladım, daha çok özledim seninle konuşmayı, sana bakmayı. Ben kötü bir insanım ve yalancıyım. Yine bir yalan söylüyorum, seni sevmiyorum.
9 Şubat 2013 Cumartesi
Yazmadan oku beni, yazamadan ben oku
Her sabah yeniden sana doğuyor güneş. Sabah söylenecek tüm sözleri kaldırıyorum lügatımdan sana hoşça kal dememek için. Virgüller koyuyorum senli cümlelerimin sonuna seni anlatmayı bitirmemek için. Bana gelmeni istiyorum dünlerden öte, yarınlardan ziyade. Seninle kapamak istiyorum gözlerimi her gece gözlerinde doğan güneşe.
2 Şubat 2013 Cumartesi
Hafızamı sil!
Bir yol bulmak lazım… Bir çaresi vardır illaki her şeyin değil mi? Peki "unutmak" bile seni hatırlatırken ben nasıl başaracağım? Git gide söndürdün ışıklarımı, kapattın bütün kapılarımı. Sayende artık adını da anamıyorum, tam dilimin ucuna geliyor; susuyorum. "O" diyorum, Adını söyleyemiyorum, zaten herkes anlıyor kim olduğunu. Bir saniye dilimden düşmediğin günlere sayıyorum. Belki içimden hiç susmadan tekrar ediyorum. Ama sesimle birleştiremiyorum, suç işleyeceğim sanki öyle çarpıyor kalbim. Öyle utanıyorum, öyle mahcup oluyorum. Sonra kendimden nefret ediyorum. Ben bile kendime bu kadar acımasızken başkalarının anlamamasına hak veriyorum.
25 Ocak 2013 Cuma
Sesler susunca
Kendimi taşıyamıyorum, ağır geliyor günlük hayatımda taktığım maske. Yine de atamıyorum onu bir yerlere, bu kadar karanlık herkesi korkutur diye. İç diyaloglara çevirdim düşüncelerimi, ama yetmedi. Sessizlik düşmanımdı, kendim bile dinlemeden konuştum suskunluk düşmanlığıyla. Sesler susunca da geceye küskün, öylece durdum.
11 Ocak 2013 Cuma
Bıraktım kendimi bırakıldığım kadar
Hiç yüzünde utanması kalmamış saçımı tarayan çaresizliklerin.
Herkesin içinde dileniyorlar canıma.
Bahçemde köyünden kovulmuş rüzgarlar;
Benim kadar kullanılmış, benim kadar alışamamış alışmaya.
Neler kaybettiğim umurumda değil, ellerimde tanık birkaç gözyaşı…
Kamyon kamyon yabancı acılar yüklü suratımda.
Ateşle yaklaşmayın kalbimin habersizliğine.
Bıraktım ben de kendimi,
bırakıldığım kadar sadece...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)







